Türk Dili II - Sorularla Öğrenelim
Türk Dili II - Sorularla Öğrenelim
Ünite 1
Kompozisyonla İlgili Genel Bilgiler
Soru: Kompozisyon türleri nelerdir?
Cevap: Kompozisyonun iki türü vardır: Yazılı kompozisyon ve sözlü kompozisyon.
Yazılı kompozisyon yazılı anlatım içinde bir bütünlük gerektirirken sözlü kompozisyon konuşma içinde bütünlüğü gerektirir.
Soru: Kompozisyonun sözcük anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap: Derslerdeki yazma çalışmasıyla dar bir tanıma sığdırdığımız kompozisyon, aslında sözcük anlamı olarak farklı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulan bütünü ifade eder.
Soru: Geniş anlamıyla kompozisyonun tanımı nasıldır?
Cevap: Geniş anlamda kompozisyon hayatın her anında ve alanında kullandığımız araçların, aygıtların, taşıtların; paylaştığımız mekânların, üzerinden geçtiğimiz yolların, köprülerin; hatta yediğimiz yemeklerin, içtiğimiz içeceklerin yapılışında uygulanan ana yöntemdir.
Soru: Biçim açısından kullanılan kâğıdın kompozisyon yazmaya uygunluğu nasıl olmalıdır?
Cevap: Biçim açısından kullanılan kâğıdın kompozisyon yazmaya uygunluğu, yaklaşık olarak üstten 6 cm, alttan 2 cm, soldan 3 cm, sağdan 1 cm boşluk bırakılması, yazım kurallarına uyulması, noktalama işaretlerinin yerli yerinde kullanılması gerekmektedir.
Soru: Kompozisyon yazmaya girişmeden önce kişilerde bulunması ve sürekli geliştirilmesi gereken bazı nitelikler vardır. Bu niteliklerden en temel olanı nedir?
Cevap: Kompozisyon yazmaya girişmeden önce kişilerde bulunması ve sürekli geliştirilmesi gereken bazı nitelikler vardır. Bu niteliklerden en temel olanı kişinin dil becerileri ve bilgi donanımıdır.
Soru: Okul öncesinde ilk gelişen dil becerisi nedir?
Cevap: Okul öncesinde ilk gelişen dil becerisi dinlemedir.
Soru: Bebeklerde sözlü iletişim konuşmadan başka nelerle gelişir?
Cevap: Sözlü iletişim, yalnızca konuşmayla değil söylenilen ninnilerle, anlatılan masallarla da gelişir.
Soru: Temelleri bebeklik döneminde atılan dil becerisi nasıl gelişir?
Cevap: Temelleri bebeklik döneminde atılan dil becerisi, yazmayı ve okumayı öğrenmeyle birlikte gelişir. Bir yandan dilin kurallı yazma ve konuşma becerileri edinilirken diğer yandan dağarcığa eklenen sözcüklerle kavrama, algılama ve anlatma yeteneği olgunlaşmaya başlar.
Soru: Dil becerisini okuma etkinliği nasıl geliştirir?
Cevap: Dil becerisini geliştiren en önemli etkinlik okumadır. Yazıyı öğrenmekle başlayan okuma sürecinde binlerce sözcükle karşılaşan kişinin bir yandan söz varlığı genişlerken bir yandan da kişi, anlatım gücüne vâkıf olur. Bu süreçte anlamı bilinmeyen sözcükler için sözlüğe bakılması, sözcüklerin gerçek ve yan anlamlarının öğrenilmesine yardımcı olur. Okuma etkinliği, sözlükte birer madde olan sözcüklerin okunan metinlerle canlanmasını, bağlam içerisinde kazandığı anlamın kavranmasını sağlar. Böylece kişi, sözcüklerden anlatımda nasıl yararlanılacağını, doğru sözcüklerle etkili anlatımın nasıl sağlanacağını kavrar.
Soru: Sözlü kompozisyon için en iyi eğitim olan dinleme etkinliği sırasında kişi neler kazanır?
Cevap: Sözlü kompozisyon için en iyi eğitim dinleme ile başlar. Konuşmacının dili kullanma becerisini gözlemlemenin yanı sıra etkili konuşma yöntemleri, dinleyicinin ilgisini sürekli kılma, anlatım tarzı vb. özellikler dinleme etkinliği sırasında da kazanılır.
Paragraf ve Paragrafta Anlatım Biçimleri
Soru: Paragraf nedir?
Cevap: Yazının bir bölümü olan paragraf, bir duyguyu, düşünceyi, bilgiyi, dileği, öneriyi, ya da olayı, olaydan alınmış bir kesiti yalnız bir yönüyle tam olarak çözümleyen, açıklayan, tartışan, öyküleyen, betimleyen cümleler bütünüdür.
Soru: Paragrafın düzeni nasıl olur?
Cevap: Paragrafın düzeni kompozisyonun düzeninden farksızdır. îlk cümle, paragrafa giriş cümlesidir. Bu cümle, aynı zamanda paragrafın da konusunu belirler. İzleyen cümleler paragrafın gelişme bölümünü oluşturur. Bu bölümde konu, örneklerle açılabilir. Paragrafın son cümlesi ise sonucu belirler.
Soru: Paragrafta anlatım biçimleri nelerdir?
Cevap: Paragrafta anlatım biçimleri:
Tanımlama
Örneklendirme
Karşılaştırma
Tanıklama
Tanıtlamak
Soru: Tanıklama nedir?
Cevap: Tanıklama, anlatılanlara somutluk kazandırmak için başkalarının düşüncelerinden, sözlerinden yararlanmadır. Tanık göstermek olarak da adlandırılır.
Soru: Tanıtlamak nedir?
Cevap: Bir düşüncenin gerçekliğini yadsınamayacak bir kesinlikle göstermek anlamında olan tanıtlama, yazıda sayısal verilerin, istatistiklerin, göstergelerin, tahminlerin tanıt olarak kullanılmasıdır. İleri sürdüğümüz düşüncelerin birtakım verilerle tanıtlanması gerekebilir. Bu durumda istatistiklere, deney sonuçlarına yer verilebilir. Yapılmış araştırmaların sonuçlarından yararlanılabilir.
Yazılı Kompozisyon
Soru: Yazı nedir?
Cevap: Yazı, en kısa tanımıyla, duygu ve düşüncelerin çeşitli işaretlerle belirlenmesidir.
Soru: Yazı niçin önemlidir?
Cevap: Yazı, insanlık tarihinin en büyük ve en önemli buluşudur. Yazı sayesinde insanlık belleği ölümsüzleşmiş, binyılların bilgi birikimi yazıya geçirilerek insanlığın ortak paydası hâline gelmiştir. Yazıya dönüşmüş her bilgi, her düşünce, her duygu bütün insanlığın yararlanmasına sunulmuş demektir. Sözlü olarak anlatılan düşünceler, duygular da yazıya aktarıldığında kalıcılaşır. Söz uçar, yazı kalır (Latince verba volant, scripta manent), bu açık gerçeği ortaya koymaktadır.
Soru: Kompozisyon yazmada izlenecek adımlar nelerdir?
Cevap: Kompozisyon yazmada izlenecek adımlar; konunun seçilmesi, konunun sınırlarının çizilmesi ve konuyla ilgili ana düşünce ile yardımcı düşüncelerin belirlenmesi olarak sıralanabilir.
Yazılı Kompozisyonun Oluşturulması
Soru: TDK’de konu nasıl tanımlanmıştır??
Cevap: Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum konu olarak adlandırılır
Soru: Konu nelere göre sınırlandırılmalıdır?
Cevap: Konunun sınırlandırılması yalnızca kompozisyon yazmada değil, bütün çalışmalarda dikkate alınması gereken bir özelliktir. Çalışmanın derecesine, araştırma süresine, tasarlanan kapsama göre konu sınırlandırılmalıdır.
Soru: Kompozisyonun buluş yapma aşaması nasıl olur?
Cevap: Sınırlandırılan konunun hangi temeller üzerinde yükseleceği, dayanacağı görüşler ve düşünceler ile bu düşüncelerin hangi temel düşünce etrafında yoğunlaşacağı kompozisyon için buluş yapma aşamasını oluşturur.
Soru: Ana düşünce nedir?
Cevap: Ana düşünce, yazarın iletmek istediği temel düşüncedir. Yazar, yazıyı ana düşünceye ulaşmakta araç olarak kullanır.
Soru: Yardımcı düşünce nedir?
Cevap: Yardımcı düşünce, yazarın iletmek istediği temel düşünceyi destekleyen yan düşüncelerdir. Ana düşünce tek iken yardımcı düşünce birden çoktur. Yardımcı düşünceler, ana düşünceyi desteklediği oranda değerlidir.
Soru: Konunun belirlenmesinden sonra yazımızın nelerini bulma adımının atılması gerekmektedir?
Cevap: Konunun belirlenmesinden sonra yazımızın ana düşüncesini ve bu düşünceyi destekleyecek, açıklayacak, geliştirecek yardımcı düşünceleri bulma adımının atılması gerekmektedir.
Soru: Kompozisyonda plan nedir?
Cevap: Kompozisyonda plan, konunun nasıl ve ne ölçüde işleneceğinin; görüşlerin, düşüncelerin hangi sırayla ele alınacağının adımlarıdır.
Soru: Konunun özelliğine, işlenecek ana düşünce ve yardımcı düşüncelerin niteliğine, kullanılacak örneklere, anlatım biçimine göre kompozisyon yazmada hangi planlar uygulanabilir?
Cevap: Konunun özelliğine, işlenecek ana düşünce ve yardımcı düşüncelerin niteliğine, kullanılacak örneklere, anlatım biçimine göre kompozisyon yazmada üç tür plan uygulanabilir:
Olaya dayalı plan
Düşünceye dayalı plan
Duyguya dayalı plan
Soru: Hangi yazılarda düşünceye dayalı plan uygulanır?
Cevap: Bakış açısının egemen olduğu, düşüncelerin işlendiği, kavramların ve sorunların tartışıldığı yazılarda düşünceye dayalı plan uygulanır.
Soru: Düşünceye dayalı planda düşüncelerin ele alınışında hangi yöntemlere başvurulabilir?
Cevap: Düşüncelerin ele alınışında tümevarım yöntemi uygulanabileceği gibi tümdengelim yöntemine de başvurulabilir.
Soru: Tümevarım nedir?
Cevap: Tümevarım, özel olay ve durumlardan genel yargılar elde etme yöntemi olarak ifade edilebilir.
Soru: Tümdengelim nedir?
Cevap: Tümdengelim, genel yargılardan, ilkelerden özel yargılara, ilkelere ulaşmaktır. Tümdengelimde benzer olaylardan, benzer bilimsel gerçeklerden hareket edilerek yeni gerçeklere, sonuçlara ulaşılır.
Soru: Planın bölümlerinde neler yazılır?
Cevap: Giriş, yazının başlangıç bölümüdür. Konunun ana hatlarıyla ele alındığı bu bölüm, özellikle düşünceye dayalı yazılarda kısa tutulur. Sorunun ortaya konuluşunda, belirlenen yardımcı düşüncelerden okuyucunun ilgisini çekecek olanı burada ele alınır. Giriş bölümünün olabildiğince etkili yazılması, okuyucuyu yazıya bağlayacaktır. Bu nedenle, kompozisyonun başarısında giriş bölümünün payı büyüktür.
Gelişme, konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği, zenginleşip olgunlaştığı bölümdür. Yardımcı düşünceler bu bölümde ele alınır. Konuyu açık ve anlaşılır bir biçimde çeşitli yönleriyle ortaya koyacak yardımcı düşünceler, okuyucuyu ana düşünceye adım adım ulaştıracak birer basamak niteliğindedir. Bu bakımdan her kompozisyonda gelişme bölümünün uzunluğu değişir. Yardımcı düşüncelerin sayıca fazla olduğu konularda gelişme bölümü de buna göre uzun olur. Yardımcı düşüncelerin ayrı ayrı paragraflarda işlenmesi uygun bir yöntemdir. Konuyla ilgili örnek verilecekse yeri gelişme bölümüdür.
Sonuç, yazının bitiş bölümüdür. Giriş bölümünde ortaya konulan, gelişme bölümünde çeşitli düşüncelerle açıklanan konuda son söz, bu bölümde söylenir. Hiçbir yoruma meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır yazılır. Düşünceye dayalı anlatımlarda bu bölüm, ana düşüncenin ifade edildiği yerdir.
Soru: Konunun başlığı nasıl belirlenir?
Cevap: Kompozisyon yazılıp, birkaç kez okunup gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra konu, ana düşünce ve varılan sonuç göz önünde bulundurularak yazının başlığı belirlenir. Konu ile başlık arasında bir bağlantı bulunmalıdır. Başlık, ana düşünce ile çelişmemelidir.
Ünite 2
Soru: Yazı dilinde noktalama işaretlerinin doğru ve yerinde kullanılması, yazar açısından nasıl fayda sağlar?
Cevap: Yazar, konuşma dilinde anlaşmayı kolaylaştıran mimik, jest, vurgu, durak, tonlama gibi yardımcı öğeler yerine noktalama işaretlerinden faydalanır.
Soru: Karşılıklı konuşmalarda üç nokta neyi belirtir?
Cevap: Karşılıklı konuşmalarda üç nokta(…)cevap verilmediğini, sessiz kalındığını belirtir.
Soru: Uzun çizgi(-) için hangi kavramlar kullanılır?
Cevap: Uzun çizgi 4,23 mm’dir. uzun çizgi için konuşma çizgisi, büyük çizgi, tire gibi farklı kavramlar da kullanılmaktadır.
Noktalama İşaretleri
Soru: Noktalama işareti nedir?
Cevap: Yazılı anlatımda okumayı ve anlamayı kolaylaştıran, yazarın okura aktarmak istediği düşünce ya da duygunun doğru ulaşmasına yardımcı olan, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirten bu işaretlere noktalama işaretleri denir.
Soru: “ David Mielke’’ noktalama işaretleri için ne demiştir?
Cevap: Noktalama işaretleri dilin trafik işaretleridir. Size ne zaman başlayacağınızı, ne zaman duracağınızı veya satırları nasıl okuyacağınızı söyler. “ David Mielke’’
Soru: Günümüzde kullandığımız noktalama işaretlerinin birçoğu, yazı dilimize, nereden ve ne zaman geçmiştir?
Cevap: Günümüzde kullandığımız noktalama işaretlerinin birçoğu, yazı dilimize Batıdan, Tanzimat döneminde geçmiştir.
Soru: Nokta nerelerde kullanılır?
Cevap: Nokta, cümlenin bittiğini göstermek amacıyla cümlenin sonuna konur.
Rakamlardan sonra konursa sıra sayı sıfatlarını türetir; yani -ncI eki yerine geçer.
Kimi kısaltmalarda kullanılır.
Tarih yazarken gün, ay ve yıl rakamla yazılıyorsa bunların arasına nokta konur.
Saat yazımında saat ile dakika arasına nokta konur.
Bir yazıda maddeleme yapılıyorsa maddeleri belirtmek için kullanılan rakam veya harflerden sonra konur.
Bilimsel yazılarda kaynakça yazımında kullanılır.
Büyük rakamların okunuşunu kolaylaştırmak için rakamlar basamaklara ayrılarak aralarına nokta konulmaktadır.
Matematikte çarpma işlemi işareti olarak kullanılır.
Soru: Virgül(,) nerelerde kullanılır?
Cevap: Öznenin yüklemden uzak düştüğü cümlelerde, özneden sonra virgül konur.
Cümlede kelime öbeklerini belirginleştirmek için kullanılır.
Cümlede benzer veya eş değer öğeler, art arda sıralanıyorsa bunların arasına konur.
Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur.
Bu, şu, o zamirleri özne olarak kullandığında bunları işaret sıfatlarıyla karıştırmamak ve anlam karışıklığına yol açmamak için konur.
Çünkü, ama, fakat, ancak gibi bağlaçlar cümleleri birbirine bağlıyorsa bu bağlaçlardan önce virgül konabilir.
Alıntı cümleler tırnak içi yerine virgüllerle de verilebilir.
Konuşma çizgisiyle verilen alıntıların bitiminde kullanılır.
Kelimeler pekiştirme amacıyla tekrarlanıyorsa birbirinden virgülle ayrılır.
Hitap (seslenme) kelimelerinden sonra kullanılır.
Onaylama veya ret bildiren kelimelerden sonra kullanılır.
Bilimsel çalışmalarda kaynakça yazımında kullanılır.
Rakamların yazımında kesirleri göstermek için kullanılır.
Soru: Noktalı Virgül(;) nerelerde kullanılır?
Cevap: Sıralı cümleyi oluşturan cümleler, virgülle ayrılıyor ve kendi aralarında gruplanabiliyorsa bu gruplar birbirinden noktalı virgülle ayrılır.
Bir cümlede virgüllerle ayrılan kelimeler veya kelime öbekleri kendi içinde gruplanabiliyorsa bunlar da birbirinden noktalı virgülle ayrılır.
Bağlaçlı cümleleri birbirine bağlamak için kullanılır.
Sıralı, bağlaçlı, girişik gibi birden çok cümlenin birlikte kullanıldığı yapıların öznesi ortak ise bu durumda noktalı virgül özneden sonra konur.
Aynı eki alan kelimeler virgülle art arda sıralandığında oluşabilecek anlam karışıklığını önlemek için kullanılır.
Soru: Cümleyle ilgili verilecek örneklerden önce hangi noktalama işareti konmalıdır?
Cevap: Cümleyle ilgili verilecek örneklerden önce iki nokta(:) işareti konur.
Soru: Sözün istenmeyen şekilde bittiğini, kesik cümlelerde okuyana bırakılan parçayı göstermede, ayıp karşılanan kelimelerin yerine, metinlerin okunamayan yerlerini göstermede kullanılan hangi noktalama işareti kullanılır?.
Cevap: Sözün istenmeyen şekilde bittiğini, kesik cümlelerde okuyana bırakılan parçayı göstermede, ayıp karşılanan kelimelerin yerine, metinlerin okunamayan yerlerini göstermede üç nokta(…) işareti kullanılır.
Soru: Ünlem ve soru işaretinden sonra anlamı pekiştirmek için hangi noktalama işareti konur?
Cevap: Ünlem ve soru işaretinden sonra anlamı pekiştirmek için üç nokta(…) işareti konur.
Soru: Soru işareti soru bildiren kelimelerin sonuna konması dışında başka niçin kullanılır?
Cevap: Eklendiği sese, heceye, kelimeye, söze ya da cümleye soru anlamı yükleyen işarettir. Türkçede soru işareti yoluyla cümleye şaşma, çıkışma, rica, beğenme gibi birbirinden değişik anlamlar da yüklenir.
Soru: Ayraç içinde soru işareti hangi durumlarda kullanılır?
Cevap: Bir yazıda yer, tarih vb. verilen bilgilerle ilgili olarak tereddütler varsa bu durum, ayraç içinde soru işareti kullanılarak belirtilir.
Soru: Soruyu pekiştirmek için soru işaretinden sonra hangi noktalama işareti kullanılır?
Cevap: Soruyu pekiştirmek için soru işaretinden sonra iki nokta konabilir?
Soru: Parantez olarak da bilinen parantez işareti için köşeli ayraçla karıştırılmasın diye hangi terim de kullanılmaktadır?
Cevap: Parantez olarak da bilinen bu işaret için, köşeli ayraçla karıştırılmasın diye yay ayraç terimi de kullanılmaktadır. Cümlenin anlamına hizmet eden ayırıcı işaretlerdendir.
Soru: Olayların yaşandığı, eserlerin yazıldığı, basıldığı tarih veya yer nasıl yazılır?
Cevap: Olayların yaşandığı, eserlerin yazıldığı, basıldığı tarih veya yer ayraç içinde verilir.
Soru: Alıntılarda atlamalar yapılıyorsa bu kısım nasıl yazılır?
Cevap: Alıntılarda atlamalar yapılıyorsa bu kısım ayraç içinde üç nokta ile gösterilebilir.
Soru: Konuşma dilinde kimi zaman olumlu görüş belirtir; ancak aslında görüşün olumsuz olduğu jest ve mimiklerle ifade edilebilir. Yazı dilinde bunu belirtmek nasıl noktalama işareti kullanılır?
Cevap: Konuşma dilinde kimi zaman olumlu görüş belirtir; ancak aslında görüşün olumsuz olduğu jest ve mimiklerle ifade edilebilir. Yazı dilinde bunu belirtmek için ayraç içinde ünlem işareti kullanılır.
Soru: Ayraç içinde ayraç açılacağı zaman, köşeli ayraç nereye konur?
Cevap: Ayraç içinde ayraç açılacağı zaman, yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır.
Soru: Metin içinde tırnak işareti ne amaçla kullanılır?
Cevap: Metin içinde vurgulama amaçlı kullanılan ayırıcı işaretlerdendir
Soru: Bilimsel yazıların kaynakçalarında makale adları nasıl verilir?
Cevap: Bilimsel yazıların kaynakçalarında makale adları tırnak içinde verilir.
Soru: Tek tırnak(‘ ‘) işareti, çift tırnak işareti ile aynı köktendir; ancak tek tırnak işareti ile ne vurgulanır?
Cevap: Tek tırnak(‘ ‘) işareti, çift tırnak işareti ile aynı köktendir; ancak tek tırnak işareti içine alınan kelime, söz ya da cümle ile etrafındakilerden ayrıldığı vurgulanır
Soru: Eğik çizgi işareti(/) için Türkçede hangi terimler de kullanılmaktadır?
Cevap: Eğik çizgi işareti(/) için Türkçede bölü veya taksim işareti terimleri de kullanılmaktadır.
Soru: Kesme işareti Türkçede ne zaman kullanılmaya başlanmıştır?
Cevap: Kesme işareti Türkçede Latin harflerinin kabulü (1928) ile kullanılmaya başlanmıştır. İşaretin kullanım alanı zamanla genişlemiştir
Soru: Kısaltmalara durum eki getirildiğii zaman bunlar nasıl yazılır?
Cevap: Kısaltmalara durum eki getirildiğii zaman bunlar kesme işaretiyle ayrılır.
Soru: Kısa çizginin(-) diğer adı nedir?
Cevap: Tire olarak da adlandırılan işaret, kelimeleri bölmek için ya da birleştirmek için kullanılır.
Soru: Cümledeki kelime öbekleri veya ara cümleleri belirginleştirmek için hangi noktalama işareti konur?
Cevap: Cümledeki kelime öbekleri veya ara cümleleri belirginleştirmek için başlarına ve sonlarına kısa çizgi (-) konur.Tire olarak da adlandırılan işaret, kelimeleri bölmek ya da birleştirmek için kullanılır.
Soru: Kısa çizgi(-) tarih bildiren iki rakam arasına konduğunda ne anlama gelir?
Cevap: Tarih bildiren iki rakamın arasına konunca arasında, ve, ile, ilâ, …den …e anlamı katar.
Soru: Eklendiği cümlede üzüntü, sevinç, kızma, korku gibi anlamları pekiştiren bu işaret okura yazıda yanında bulunduğu yazı biriminin yüksek sesle anlama uygun bir tonda okunması gerektiğini gösteren noktalama işareti nedir?
Cevap: Eklendiği cümlede üzüntü, sevinç, kızma, korku gibi anlamları pekiştiren bu işaret okura yazıda yanında bulunduğu yazı biriminin yüksek sesle anlama uygun bir tonda okunması gerektiğini gösteren noktalama işareti ünlem işaretidir.
Ünite 3
Yazım Kuralları
Soru: Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci ne zaman başlamıştır?
Cevap: Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci, Türk Yazı Devrimi ile başlamıştır
Soru: Türkçedeki sözcüklerin yeni Türk harfleriyle nasıl yazılacağını gösteren ilk eser adı ve basıldığı tarih nedir?
Cevap: Adı İmla Lügatı’dır ve 12 Aralık 1928 yılında basılmıştır.
Soru: Türkçe’de büyük harf kullanımını nerelerde olduğunu anlatınız?
Cevap: 1. Bütün özel isimler -kişi adları ve soyadları, ülke, millet, dil, din, mezhep, gezegen, yer, bölge, yerleşim birimleri, kurum, kuruluş, eser, gazete, dergi, kanun, tüzük, dönem, mevsim, (belirli bir tarih bildiren) ay ve
gün, bayram, toplantı vb. isimleri - büyük harfle başlatılır.
2. Birtakım kısaltmaların tamamı veya ilk harfleri büyük harfle yazılır.
3. Bütün cümleler ile şiirlerde dizeler büyük harfle başlar.
4. İki noktadan sonra veya tırnak içinde verilen cümlelerin ilk kelimesi büyük harfle başlar ve sonuna ilgili noktalama işareti konur.
5. Unvanlar ve lakap gibi kullanılan akrabalık sözleri büyük harfle yazılır.
6. Hitap sonrası kullanılan unvanlar büyük harfle yazılır.
7. Kitap, dergi, bildiri vb. gibi çalışmalarda, yazı başlıkları ve çizelge, şema vb. ile ilgili açıklamaların ilk harfleri büyük yazılır.
8. Tabela, levha gibi yazılarda sözcüklerin ilk harfi büyük yazılır.
9. Özel adlardan türetilen bütün sözcüklerin ilk harfleri büyük yazılır.
Soru: Yabancı özel isimlerin yazımı nasıl yapılmaktadır?
Cevap: 1. Türkçeye eskiden yerleşen yabancı isimler söylendiği gibi yazılır.
2. Latin alfabesi kullanan ülke ve toplumlara ait özel isimler aynen yazılır.
3. Latin alfabesi kullanılmayan ülke ve toplumlara ait özel isimler söylendiği gibi yazılır.
Soru: Dilimizde sözcük sonunda bulunabilecek ünsüz çiftlerine üç tane örnek veriniz?
Cevap: Türk, kürk, bark
Soru: Bitişik yazılan sözcüklerin kurallarını açıklayınız?
Cevap: 1. İki sözcük birlikte kullanıldığında ses düşmesi, türemesi veya değişmesi oluyorsa bitişik yazılır.
2. Birleşik sözcüğü oluşturan sözcüklerin biri ya da ikisi de artık asıl anlamlarını yitirmiş, yeni bir anlam kazanmışlarsa bitişik yazılır.
3. Gerçek anlamı dışında, yardımcı fiil olarak kullanılan, vermek, durmak, yazmak, kalmak, bilmek ve gelmek fiilleri, kendisinden önceki fiile -A, -U, -I zarf-fiil ekleri yardımıyla bağlandığında bitişik yazılır.
4. Fiil çekim eklerinin ve fiilimsilerin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan ve yeni anlam taşıyan sözcükler bitişik yazılır.
5. Birleşik yapıdaki kişi ad ve soyadları, yer adları, kurum adları bitişik yazılır.
6. Ara yönleri bildiren sözcükler ile artık somut yer bildirmeyen alt, üst, üzeri sözcükleriyle kurulan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
7. Dilimize Arapça ve Farsçadan geçen, tek sözcük gibi düşünülen tamlamalar bitişik yazılır.
Soru: Türkçe’de ayrı yazılan sözcüklerle ilgili bilgi veriniz?
Cevap: 1. İsim + fiil tarzında kurulan yapılarda eğer ses düşmesi veya değişmesi yoksa bu tip birleşik sözcükler ayrı yazılır.
2. Hayvan veya bitki, eşya veya alet, durum, yer, bilim ve bilgi, yiyecek, gök cisimleri, organ, zaman, renk, yön, yol ve ulaşım vb. bildiren sözcüklerden birisi ile oluşan ve bunlardan birisinin anlamını koruduğu birleşik sözcükler ayrı yazılır.
3. İç, dış, alt, üst, ön, art, büyük, küçük, orta, karşı, sağ, sol, bir, iki, tek, çift, sıra, gibi sözcüklerin başta olduğu birleşik sözcükler ayrı yazılır.
Soru: Türkçe’de ikilemelerin yazımı nasıl olmaktadır?
Cevap: Bütün ikilemeler ayrı ve araya herhangi bir noktalama işareti konulmadan yazılır.
Soru: Türkçe’de pekiştirme sıfatlarının yazımı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Pekiştirme sıfatları, sözcüğün ilk hecesinin ünlüyle biten kısmı alınarak bunlara p, r, s, m seslerinin getirilmesiyle türetilir ve bunlar birleşik yazılır. Bu yapıların daha da pekiştirildiği veya bu yapılarda ünlü türemelerinin ortaya çıktığı görülür.
Soru: Türkçede tek heceli olumlu fiil köklerine, geniş zaman eki ne şekilde gelir?
Cevap: Türkçede tek heceli olumlu fiil köklerine, geniş zaman ekinin ne şekilde geleceği sorunludur. Hangi fiilde ekin -Ar, hangisinde -(X)r geleceği konusunda kesin bir kural yoktur.
Soru: Türkçe’de sayıların yazımı nasıl olmaktadır?
Cevap: 1. Ondan itibaren birleşik rakamlar yazıyla verildiğinde bunlar ayrı ayrı
yazılır.
2. Büyük sayılar yazılırken okumayı kolaylaştırmak amacıyla farklı yöntemler kullanılır.
• Sondan başlayarak her üç basamakta bir nokta konur
• Üçlü basamakların arası yazıyla yazılır
3. Eğer sayılar rakamla yazılıyor ve sonrasında ek geliyorsa bu eklerin yazımında ünlü ve ünsüz uyumlarına uyulur ve bunlar kesme işareti kullanılarak yazılır.
4. Romen rakamları; yüzyıllarda, hükümdar adlarında, tarihlerde, ayların yazımında, kitap ve dergi ciltlerinde, kitapların ön bölümlerindeki sayfaların numaralandırılmasında ayrı yazılır.
Soru: +ki aitlik eki, ki bağlacı ile ki pekiştirme ve şüphe edatının yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Türkçede sesteş olan üç ayrı ki vardır:
Aitlik bildiren +ki ekinin yazımı: Bir ek olduğu için sözcüğe bitişik yazılır.
Elimizdeki imkânları kullanmamakta neden direniyoruz? (Haldun Taner, Koyma Akıl, Oyma Akıl)
Bağlama işlevindeki ki sözcüğünün yazımı: İki cümleyi bağlayan yani bağlaç
olan ki ayrı yazılır.
Bizim de işimiz bu! Onlar unutacak, biz söyleyeceğiz ki cümle âlem duysun.
(Feyza Hepçilingirler, Türkçe “OFF”)
Pekiştirme veya şüphe görevinde kullanılan ki sözcüğünün yazımı: Pekiştirme görevindeki ki sözü yüklemlerden sonra kullanılır ve ayrı yazılır.
Sen zaten evde çalışıyorsun, senden önce gelebilmem mümkün değil ki! (Ayşe
Kulin, Türkan)
Türkçede özellikle ilk iki maddedekilerin karıştırıldığı, çok defa ayrı yazılacakken bitişik yazıldığı görülmektedir. Bunu ayırt etmenin iki basit çözümü vardır:
• Üzerine hâl eki getirmek mümkünse bitişik, değilse ayrı yazılmalıdır: Evdekine, yoldakinden, seninkini vb.
• ki cümleden çıkarıldığında anlam bozuluyorsa bitişik; bozulmuyorsa ayrı
yazılır.
Derler ki binlerce işçi çalışmış bu köşkü yapmak için; şimdi hiçbirinin adı bilinmez. (Murathan Mungan, Lal Masallar)
Soru: +DA hâl eki ile dA bağlacının yazımının doğru şekli nasıl olmaktadır?
Cevap: Türkçede bağlaç olarak kullanılan dA ile bulunma hâli (+DA) eki zaman zaman
karışmaktadır. Bunları ayırmanın en kolay yolu, cümleden çıkardığımızda anlam
bozuluyorsa bu ektir ve birleşik yazılmalıdır; anlam bozulmuyorsa bağlaçtır, ayrı
yazılmalıdır
Soru: ile bağlacının / edatının yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Hem bağlaç hem de edat olarak kullanılan ile, bağımsız veya ekleştirilerek kullanılır.
Fıkraları, romanları, öyküleri ile tanıdığımız Oktay Akbal’ın özgün yanlarından
biri de denemeciliğidir. (Doğan Hızlan, Düzyazı Ayracı)
İle, ekleştiğinde, ünsüzle biten sözcüklere gelince baştaki /i/ sesi düşer; sonu
ünlüyle biten sözcüklerde ise /i/ > /y/ olur.
Karısı, üç çocuğuyla her akşam umutla açıyordu kapıyı.
Soru: Türkçe’de soru ekinin yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Soru eki, diğer eklerden farklı olarak daima ayrı yazılır ve sonuna “?” işareti konur. Kimi durumlarda soru ekinin üzerine kişi ekleri de getirilebilir, ancak bu
durum ayrı yazılma kuralını değiştirmez.
Hey Allah’ım, bu suali okumaktan bıkmadın mı hâlâ? (Ayşe Kulin, Türkan)
Güneş batıyor… Yarın, yine doğar. Ben, şu topraklarda yatan güneşin - bir gün
olsun - doğduğunu görmeyecek miyim? (Namık Kemal, Gülnihal)
Soru eki şu durumlarda soru anlamı taşımaz: 1) -DI mI zarf-fiil yapısında 2)
İyisi mi gibi kalıp ifadelerde 3) İkilemelerde pekiştirme amacıyla kullanıldığında
soru işareti kullanılmaz.
1. Hayat pahalılaştı mı dostluklar ucuzlar. (Haldun Taner, Koyma Akıl Oyma
Akıl)
2. İyisi mi, yarından tezi yok, keşişin izini tutup gidelim; kader, kısmetse bir gün
olur arkalarından yetişiriz. (Eflâtun Cem Güney, Kerem İle Aslı)
3. Öyle ki, Yorgi bir gün: - Yahu çocuklar, demişti, ay ışığında futbol oynamak
kıyak mı kıyak olacak! (Orhan Kemal, Baba Evi)
Soru: Düzeltme işareti, yazı dilimizde nasıl kullanılır?
Cevap: Düzeltme işareti, yazı dilimizde iki nedenle kullanılır.
1. Türkçede k, g, l, gibi ünsüzlerin art damak mı yoksa ön damak mı olduğu esas olarak birlikte kullanıldığı ünlüye bağlıdır: kara, garip, alın,
koku, gurbet, kol vb. sözcüklerde bu sesler art damak; kürek, gülücük,
el, yelek gibi sözcüklerde ise ön damak ünsüzüdür. Ancak yazı dilinde
kimi alıntı sözcüklerde, bu sesi gösteren harflerden önce veya sonra art
damak ünlüleri - a ve u - geldiği halde, söz konusu ünsüzler ön damak
ünsüzü olarak söylenir. Bu durumu yazıda belirtmek için, bu ünlülerin
üzerine düzeltme işareti konur: â ve û.
kâr, kâğıt, kâfir, bekâr, Hakkâri, Kâmil, dükkân, mezkûr, sükûn, mahkûm;
karargâh, dergâh, rüzgâr; lâle, lâzım, İslâm, hilâl, Halûk vb.
Biliyorsun ki, bizim Beşinci Ordu’nun karargâhı Saroz’dadır. (Tarık Buğra, Çanakkale Mahşeri)
2. Bazı alıntı sözcüklerde, uzun ünlünün gösterilmediği durumlarda anlam
karışıklığını gidermek için uzun ünlünün üzerine “^” işaretini konur.
3. Arapçadan dilimize geçen +î nispet ekinin belirtme (+i) hâl eki ve 3.
tekil şahıs iyelik ekiyle karışmasını önlemek için düzeltme işareti kullanılır.
Soru: Türkçe’de eğer tek sözcük kısaltılacaksa küçük harf ve büyük harf kuralı nedir?
Cevap: Eğer tek sözcük kısaltılacaksa bu durumda bazen büyük harf, bazen de küçük harf kullanılabilmektedir: N (Azot), Ü (üniversite), M (milâdî); m (metre), g
(gram), l (litre) vb. Örneklerde (M ve m) görüldüğü gibi kısaltmanın büyük veya
küçük harfle yapılması anlamı değiştirmektedir.
Tek sözcüklük kısaltmalarda bazen sözcüğün ilk hecesi veya üç harfi; bazen de ilk
iki veya üç ünsüzü kullanılır ve sonuna nokta konur: Prof. (profesör), Bul. (bulvar),
Sok. (sokak), haz. (hazırlayan), nö. (nöbetçi), Dr. (doktor), kr. (kuruş), Hz. (hazret) vb.
Soru: Birden çok sözcükten oluşan ülke, devlet, eser, kurum, varlık, kişi, hastalık vb. adların kısaltmasında kural nedir?
Cevap: Birden çok sözcükten oluşan ülke, devlet, eser, kurum, varlık, kişi, hastalık vb.
adların kısaltması, bu sözcüklerin ilk harflerin bir araya getirilmesiyle oluşturulabilir. Noktalama işaretleri ünitesinde de belirtildiği gibi, bu şekilde tamamı büyük
harflerden oluşan kısaltmalarda esasen nokta kullanılmaz. TBMM, AGİK, BM,
ODTÜ, ASELSAN, DDY, THY, TDK vb. Ancak nadir de olsa T.C., T. gibi kısaltmalarda nokta işareti bulunmaktadır.
Soru: Türkçe’de ses uyumları ve yazım kuralları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Türkçede seslerin dizilişi, özellikle eklerin kullanılışı belli bir düzen içerisinde
gerçekleşir. Bu da ünlü ve ünsüz uyumlarının doğmasına yol açmıştır. Türkçede
iki ünlü uyumu (büyük ve küçük ünlü uyumları), bir de ünsüz uyumu vardır.
Türkçede asıl olan büyük ünlü uyumudur. Bilinen ilk metinlerde günümüze kadar bir iki istisna dışında hemen bütün Türk dil ve lehçelerinde büyük ünlü uyumu
görülür. Bu uyum, ekler geldiği zaman da değişmez, yani ekler de bu kurala uyar.
el+ler+i+n+de+ki+ler+den > ellerindekilerden
oku-t-tur-u-l-acak-sın > okutturulacaksın.
Küçük ünlü uyumunun tarihi geçmişine baktığımızda, Türkçede büyük ünlü uyumu kadar yaygın olmadığı görülür. Ancak bugün Türkçede eklerin ünlüsü, sözcüğünün son hecesinin ünlüsü dikkate alınarak ve küçük ünlü uyumuna göre getirilir.
el+ler+i+n+de+ki+ler+den > ellerindekilerden; oku-t-tur-u-l-acak-sın > okutturulacaksın.
Bilindiği gibi Türkçede bir de ünsüz uyumu bulunmaktadır. Ünsüzler ötümlü
ve ötümsüz diye ikiye ayrılırlar. Bu ünsüzlerin bir kısmı, ünsüz uyumu dediğimiz
kural gereği birbiriyle nöbetleşen çiftleri teşkil ederler: c ~ ç, d ~ t, k ~ g.
Bu durum, yazımda aşağıdaki uygulamalara yol açar:
• Sözcük ötümsüz ünsüzle bitiyorsa ötümsüz ünsüzle başlayan ek gelir:
Türk+çe > Türkçe, kayık+çık > kayıkçık, saç+tan > saçtan, iş+te > işte; bit-kin >
bitkin, at-kı > atkı, kaç-tı > kaçtı, bak-tık+ça > baktıkça, iç+tik+i > içtiği vb.
• Sözcüğün sonu ötümlü ünsüz veya ünlü ile bitiyorsa ekin ötümlü ünsüzle
başlayan biçimi getirilir:
yol+cu > yolcu, güzel+ce > güzelce, yavru+cak > yavrucak, yol+da > yolda,
yer+den > yerden, yor-gun > yorgun, dal-gıç > dalgıç, del-gi > delgi, sol-du > soldu,
al-dık+ça > aldıkça, bekle-dik+i+m > beklediğim, yüz-dük+ü > yüzdüğü vb.
Soru: Sözcük sonunda ç / c, t /d, p / b ve k / g nöbetleşmesi kuralı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Dilimizde sonu /ç/, /t/, /p/ veya /k/ ile biten birtakım sözcükler, ünlüyle başlayan
ek aldığında veya ünlüyle başlayan sözcüklerle kullanıldığında, bu seslerin geçici
olarak, sırasıyla /c/, /d/, /b/ ve /g/ olduğu görülür.
Ünite 4
Yazılı Anlatım
Soru: Yazılı anlatım nedir?
Cevap: Bir duygunun ya da düşüncenin yazı ile anlatılmasına yazılı anlatım denir.
Soru: Yazılı anlatım türleri kaça ayrılır?
Cevap: Kesin çizgilerle yazılı anlatım türlerini ayırt etmek kolay olmamakla
birlikte genel kabul görmüş yazılı anlatım türlerini iki ana başlık altında toplamak
mümkündür: 1. Düşünce yazıları (bilgilendirici, öğretici, bilgi verici, düşünsel) 2.
Sanatsal yazılar (yazınsal, kurgusal, edebî).
Soru: Düşünce yazılarının tanımını yapınız?
Cevap: İnsanları, bir konu üzerinde düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı amaçlayan yazı türlerine düşünce yazıları denir.
Soru: Makale nedir?
Cevap: Makale, herhangi bir konuda bilgi vermek, bir düşünce ya da konuya açıklık getirmek, yeni bir görüş ve düşünceyi ileri sürmek, ele alınan konu üzerinde yapılan
inceleme ve araştırma sonuçlarına göre kanıtlar sunarak bu yeni görüş ve düşünceleri desteklemek ve doğruluğunu kanıtlamak amacıyla kaleme alınan bilimsel
ağırlıklı gazete ve dergi yazılarıdır
Soru: Makalenin konusu nedir?
Cevap: Açıklamaya ve bilgi vermeye dayalı anlatım türlerinden biri olan makalenin
konu sınırlaması yoktur. Toplumun genelini ya da bir bölümünü ilgilendiren bilimsel ve sanatsal her konuda yazılabilir. Yazar dilediği konuyu seçer.
Soru: Makale türünde yazarken nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: • Makalede ele alınan konu bilimsel bir tarzda işlenmelidir
• Yazar savunduğu düşünceyi açık olarak yazmalı, dolaylı anlatımlara ve söz
oyunlarına yer vermemelidir.
• Yazarsavunduğu düşünceyi kanıtlayıcı belgelerden, örneklerden yararlanmalıdır.
• Makalede yazar, konuya tarafsız bir gözle yaklaşmalı, öznel görüşlerden sakınılmalı ve nesnellik ön planda olmalıdır.
• Makalede üçüncü tekil anlatım kullanılmalıdır.
• Makalede düşünceler planlı olarak sunulmalı ve sonuç bölümünde bir yargıya varılmalıdır.
Soru: Makale türü Türk basınına nasıl girmiştir?
Cevap: Makale türü, ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’de Şinasi’nin yazmaya başladığı makalelerle Türk basınına girmiştir.
Soru: Edebiyatımızda makale yazmayı uğraş edinen yazarlardan beş örnek verir misiniz?
Cevap: Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, Ahmet Mithat, Ziya Gökalp
Soru: Fıkra nedir?
Cevap: Fıkra sözcüğü, Türkçede iki tür anlatıyı karşılar. Bunlardan ilki ince anlamlı, güldürme amacı güden kısa öykülerdir. Küçük öykü biçimindeki bu tür, halk öykücülüğü geleneğinin uzantısıdır. Bu tür fıkralarda, gerek kahramanların davranışları ve
düşüncelerinde gerekse taşıdıkları mizah ögeleri ve dilde ulusal kültürü yansıtan
izler vardır (Kavcar, Oğuzkan ve Aksoy 2007: 253). Edebiyatımızda bu tip fıkraların
en bilinenleri Nasrettin Hoca, Bektaşi, Bekri Mustafa ve İncili Çavuş fıkralarıdır.
Fıkra sözcüğünün bir anlatı türü olarak ikinci anlamı, gazete ya da dergilerde
yayımlanan, belgelendirme ve kanıtlama gereği duyulmadan günlük olayları, ülke
sorunlarını veya yazarın bir konu hakkındaki görüşlerini çeşitli yönlerden inceleyen ve yorumlayan kısa yazılardır
Soru: Eleştiri nedir?
Cevap: Eleştiri terimi kimi zaman sanatın yahut edebiyatın incelenmesi, tartışılması, değerlendirilmesi, yargılanması olarak kullanılırken kimi zaman da edebî bir eser ya da
sanat eseri üzerine verilen hükümdür. Yazılı anlatım türü olarak
eleştiri, bir sanat eserini çeşitli yönleri ile inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazılardır
Soru: Eleştiri türleri nelerdir?
Cevap: • Sanatçıya dönük eleştiri; eleştirmenin değerlendirmek için ele aldığı yapıtı özellikle sanatçının varlığını ölçü alarak yapmasıdır. Eleştirmen, yapıtı
açıklamak için yazarı ile ilgi kurar. Sanatçının hayatını ve kişiliğini inceler.
Elde ettiklerini belge olarak kullanır. Ruhbilimsel eleştiri ve yaşam öyküsel
eleştiri biçimleri bu tür içinde düşünülür.
• Yapıta dönük eleştiri; eleştirmenin bakış açısının sanatçıya değil de yapıtına
yönelik olduğu eleştiridir. Bu tür eleştiride tek ölçüt okura sunulmuş yapıttır. Eleştirmen, konunun ele alınış biçimi, yapıttaki anlatım biçimi, dilin
kullanımı gibi noktaların işlenişi üzerinde durur. Nesnel eleştiri ve dil bilimsel eleştiri bu tür eleştirinin çeşitleridir.
• Okura dönük eleştiri; eleştirmenin yapıtı değerlendirmekten çok, yapıtın bir
okur olarak kendisi üzerindeki etkilerini değerlendirdiği eleştiridir. Bu tür
eleştiri belli ölçütlere göre yapılmadığı için deneme havasındadır ve özneldir. İzlenimci eleştiri bu tür içindedir.
• Topluma dönük eleştiri; eleştirmenin değerlendirme yapacağı yapıtın ortaya
konduğu dönemdeki toplumsal ve tarihsel özelliklerin yapıta etkileri gözlenir.
Yapıt, toplumsal bir belge olarak görülür. Bu tür eleştiride yapıt, estetik yönden
çok; yapıtı etkileyen toplumsal ve tarihsel koşullar belirlenerek değerlendirilir.
Tarihsel eleştiri ve toplum bilimsel eleştiri bu tür içinde ele alınır.
• Çözümleyici eleştiri; yukarıda açıklanan eleştiri türlerinin yetersiz görülmesi üzerine kimi eleştirmenler, yapıtı çok yönlü inceleme yoluna gitmişlerdir.
Bu türde eleştirmen, gerektiğinde öznel, nesnel ya da toplumcu bir bakışla
yapıta yaklaşılabileceğini savunur. Türü ne olursa olsun her eleştiri, yazarın
ne yaptığını, ne yapmak istediğini bulmaya yöneliktir.
Soru: Eleştiri türünde yazarken nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: • Düşünsel bir plan hazırlanmalıdır.
• Yapıt ile ilgili yargılar, yapıttan örneklere dayandırılarak sunulmalıdır.
• Eleştiride öznellikten kaçınılmalı, peşin yargılara yer verilmemelidir.
• Yargılar, kırıcı ve yıkıcı değil; yapıcı ve yol gösterici olmalıdır.
• Eleştiri yazılarında düşünceyi geliştirme yollarından uygun olan kullanılabilir.
• Temel anlatım biçimlerinden açıklayıcı ve tartışmacı anlatım kullanılabilir.
• Eleştirmen düşüncelerini yalın, duru ve anlaşılır bir biçimde ifade etmelidir.
Soru: Eleştirinin kendine özgü kuralları olan bir anlatım türü olarak benimsenmesi ne zaman başlamıştır?
Cevap: Eleştirinin kendine özgü kuralları olan bir anlatım türü olarak
benimsenmesinin Tanzimat dönemiyle başladığını görmekteyiz. Tanzimat dönemi edebiyatçılarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa bu türün öncüleridir.
Soru: Tanzimat döneminde eleştiri türünde yazıları ve eserleri ile dikkat çeken yazarlara üç örnek verir misiniz?
Cevap: Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci
Soru: Deneme nedir?
Cevap: Herhangi bir konuyu yeni ve kişisel görüşlerle ele alarak etkili bir anlatımla sunan
düzyazılara deneme denir
Soru: Deneme türünde yazarken denemenin dikkat edilmesi gereken ayırt edici
özellikleri nelerdir?
Cevap: • Her türlü konuda deneme yazılabilir.
• Anlatımda öznellik egemendir.
• Anlatılanların kanıtlanmasına, belgelere dayandırılmasına gerek yoktur.
• Bilgi vermekten çok düşündürme amacı güder.
• Özgün söyleyişlere yer verilir.
• İroniden geniş ölçüde yararlanılır.
• Anlatılanlar iç konuşma tekniğiyle verilir.
• Senli benli ve içtenlikli bir dil kullanılır.
• Düşünceler kesin yargılara bağlanmaya çalışılmaz; okurun dolaylı olarak
sonuca varması amaçlanır.
Soru: Deneme türünün kurucu olarak sayılan yazar kimdir?
Cevap: Montaigne
Soru: Türk edebiyatında deneme türü eserler vermiş yazarlardan üçünü yazar mısınız?
Cevap: Ahmet Rasim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç
Soru: Söyleşi nedir?
Cevap: Söyleşi, yazarın kendi eğilimleri doğrultusunda seçtiği herhangi bir konu hakkındaki görüşlerini, konuşma doğallığı içinde anlatan düşünce yazılarıdır.
Soru: Söyleşi türünde yazarken bu yazı türünün dikkat edilmesi gereken ayırt edici özellikler nelerdir?
Cevap: • Metin içinde sorulu cevaplı anlatımdan yararlanılarak konuşma havası yaratılır.
• Sıkça devrik cümlelere rastlanır.
• Anlatımında içtenlik, yalınlık, duruluk egemendir.
• Genellikle günlük sanat olaylarını ele alır.
• Konu genel ve yüzeysel olarak ele alınır.
• Öznel bir anlatım vardır.
• Anlatılanları kanıtlama çabası yoktur.
Ünite 5
Sanatsal Yazılar
Soru: Sanatsal yazıların temel özellikleri nelerdir?
Cevap: Sanatsal yazılar kurguya dayalı yazılardır. Bu yönüyle sanatsal yazılarda gerçeğin olduğu gibi aktarımından çok, yazarın süzgecinden geçirilmiş, birleştirilmiş ve yeniden kurgulanmış, yeni bir gerçekliğin aktarımı söz konusudur. Bu gerçeklikte estetik değer, önemli bir ölçüttür. Sanatsal yazılarda dilin kullanımı, düşünce yazılarındakinden farklıdır. Sanatsal yazılarda, düşünce yazılarında olduğu gibi okuru bilgilendirmek amacı olmadığı için sözcüklere gerçek anlamlarının ötesinde yeni anlamlar yüklenebilir. Sanatsal yazılar nesnel yaşamın gerçeklerinden esinlenerek kurmaca bir dünyayı yansıtır ve insana, insan gerçeğini bir kurgu içinde sunarak özdeşim kurdurur.
Soru: Sanatsal yazı türlerini ve aralarındaki ilişkiyi açıklayınız.
Cevap: Sanatsal yazılar, zaman zaman birbirlerinin anlatım tekniklerinden yararlansa da şiir ve düz yazı olmak üzere iki ana türde yazılabilir. Şiir dışında düz yazı ile yazılan sanat yazılarının en belirginleri olarak öykü, roman, tiyatro türleri örnek olarak verilebilir. Bir şiir, bir öykü, bir roman ya da tiyatro eseri kendi iç yapısına göre farklılıklar barındırmakla birlikte sanatsal yazıların birbirlerinden etkilendikleri de bir gerçektir. Sözgelimi epik tiyatro gücünü düz yazıdan alır, buna karşılık bazı öykülerde zaman zaman şiirsel özellikler göze çarpar. Bu ünitede türlerin birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacağı anlayışı benimsenerek sanatsal yazı türlerinden şiir, öykü, roman ve tiyatro genel özellikleriyle betimlenip bu türlere örnek olabilecek metinlere yer verilmiştir.
Soru: Şiir genel olarak nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume,
nazım, koşuk” olarak tanımlanmaktadır.
Soru: Şiirin kendilerince de tanımını yapan ve şiir yazan önemli şairlere örnek veriniz.
Cevap: Yahya Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Cahit Sıtkı Tarancı, Melih Cevdet, Suut Kemal Yetkin, Nurullah Ataç.
Soru: Şiirin düz yazıdan farkı nelerdir?
Cevap: Sanatsal yazı türleri içinde şiir en eski tür olarak nitelendirilmektedir. Şiirde çağrışım, imge, duyular, sezgi, duygular önemli yer tutmaktadır. Anlatım ise düz yazı türlerine göre daha kapalı, söyleyiş daha ritmik ve algılar daha ön plandadır. Cocteau şiirde gerçeğin imgelerle anlatılması gerektiğini “Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.” sözleriyle ifade eder. Şiir, sanatsal yazı türleri içinde daha yoğun estetik değerler taşıyan ve daha çok dikkat gerektiren bir yazı türüdür. Şiirin düz yazıdan farkları arasında çağrışımlar, imgeler kadar şiirde dizelerin kümelenişi, uzunluk kısalık durumu ve uyak dizilişi gibi yapısal özelliklerdeki farklılık da büyük önem taşır. Biçim olarak adlandırılan bu özelliklerle yani uyak ve ölçü ile şiirde müzikal bir etki yaratmaya çalışır şair. Şairler şiirde müzikal etkiyi sözcüklerin kullanımıyla da sağlamaya çalışırlar. Sözcükler şiirde gizemli bir hâl alırlar. Bu yönüyle Sabahattin Eyüboğlu şiiri büyüye, şairi ise büyücüye benzetir. Şiirin ayırt edici özellikleri düşünüldüğünde şiirin büyüsünün sadece sözcüklerin seçiminden değil, şiirin sesi ve anlamının bütünlüğünden kaynaklandığı görülür.
Soru: Şiirler içerdikleri konulara göre hangi türlere ayrılır?
Cevap: Şiirler içerdikleri konulara göre; lirik, epik, didaktik, pastoral, satirik, dramatik olmak üzere altı türe ayrılmaktadır.
Soru: Lirik şiir nedir, açıklayınız.
Cevap: Duyguları coşkulu bir dille anlatan şiirlerdir. Lirik sözcüğü Eski Yunan’da şairlerin şiirlerini telli bir çeşit saz olan “lir” ile birlikte söylemelerinden kaynaklanmış ve sonraları içe doğan duyguları dile getiren şiirlere lirik denmiştir. Aşk, özlem, acı, ölüm benzeri duyguları dile getiren lirik şiir dünya edebiyatında olduğu gibi bizim edebiyatımızda da en yaygın şiir türleri içindedir. Avrupa halk şiirinde soneler ve baladlarla oluşan lirik şiir geleneği 19. yüzyılda Romantizm akımı ile güçlenir. Türk edebiyatında da Divan edebiyatı geleneği içinde gazeller ve şarkılarda, halk edebiyatında türküler, ağıtlar, güzelleme türündeki koşmalar ve semailerde örneklerine
bolca rastlanabilir.
Soru: Lirik şiir türüne örnekler vermiş şairler kimlerdir?
Cevap: Divan edebiyatında Fuzuli (16. yy), Nedim (18. yy), Şeyh Galip (18. yy); halk
edebiyatında Karacaoğlan (17. yy), Aşık Veysel (20. yy), çağdaş Türk şiirinde Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı Tarancı, Attila İlhan ve birçok şair lirik şiir türüne ölümsüz örnekler vermiş şairler arasında sayılabilir.
Soru: Epik şiir türünü açıklayınız.
Cevap: Bir ulusun başından geçen olayları, savaşları, büyük göçleri, ayaklanmaları, toplum ile ilgili sorunları, doğal afetleri, olağanüstü olayları ve bu olaylarda kahramanlık gösterenleri, yurt sevgisini coşkulu bir dille anlatan uzunca şiirlere epik şiir denir. Diğer türlere göre epik şiir daha toplumsal bir türdür. Epik şiir konusunu tarihten alır. Destanlar ilk epik şiirler olarak bilinir. Diğer olaylı anlatımlarda olduğu gibi epik şiirlerde veya destanlarda, olay canlı ve hareketli anlatılır. Ana olay destanın çekirdeği, diğer olaylar destanın kolları olur. Ana olayla bağlantılı diğer olaylara batıda epizot, Türk destanlarında kol denir. Destanın ya da epik şiirin uzunluğu bu kolların çokluğuna göre biçimlenir. Epik şiirlerde öyküleyici bir anlatım vardır ve olay anı ayrıntılı bir biçimde anlatılır. Epik şiirdeki kahramanlık öykülerinin bir de kahramanları vardır ve bu kahramanlar ideal insan tipindedir. Epik şiirlerde olaylar ve duygular da epik şiirin kahramanları gibi olağanüstüdür.
Soru: Epik şiir türüne örnekler veriniz.
Cevap: Epik şiirler oluşum tarihine göre doğal ve yapay olmak üzere iki türde incelenir. Doğal epikler, oluşumları çok eskiye dayalı, söyleyeni unutulmuş, zaman içinde eklemelerle genişlemişlerdir. Kırgızların Manas Destanı bu türe örnektir. Yapay epikler ise daha yakın tarihte oluşmuş ve oluşumunun yazıya geçirildiği ve yazanın belli olduğu epiklerdir. Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı yapay destanlara örnek olarak verilebilir.
Soru: Didaktik şiir türünü açıklayınız.
Cevap: Bilgilendirme, öğüt verme, bir düşünceyi açıklama amacı güden şiirlere didaktik şiir denir. Didaktik sözcüğü Eski Yunanca didaktos sözcüğünden türemiştir. Konusu düşüncedir. Eski çağlarda şairin öğretici, eğitici, yol gösterici olduğu kabul ediliyordu.
Soru: Didaktik şiirin kökeni ve ilk şiir örnekleri nelerdir?
Cevap: Didaktik şiirin kökleri Eski Yunan’a dayalıdır. Batıda ilk didaktik şiir örneğini İ.Ö. 8. yüzyılda yaşayan Hesiodos ahlâk ve din bilgileri üzerine yazmıştır. Latin edebiyatında Lucretius, fizik ve ahlâk üzerine, Virgillius tarım bilgisi üzerine yazmıştır. yazmıştır.
İnsanlara ahlak dersi vermeyi amaçlayan fabllar da genellikle manzum şiirler olarak yazılır. İnsanlar arasında geçen olayları diğer canlılar arasında geçiyormuş gibi göstererek anlatan fabllar, sonunda okuyana bir ders verir. Bir olaya dayandığı
için fabllarda da öykülerdeki gibi serim, düğüm ve çözüm bölümleri vardır. Beydeba, Ezop, La Fontaine bu türde eser vermiş ünlüler arasındadır.
Soru: Türk edebiyatında didaktik şiir örnekleri veren şairler kimlerdir?
Cevap: Türk edebiyatında didaktik şiirin ilk örneği olarak 11. yüzyılda yazılmış olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) adlı eseri görülür. Bu eserde insan, toplum ve devlet yaşamının düzenlenmesiyle ilgili bilgiler yer almaktadır. Divan edebiyatında Aşık Paşa’nın tasavvufu öğretmek amacıyla yazdığı Garibname ve Nabi’nin oğluna öğüt vermek için yazdığı Hayriyye adlı mesneviler didaktik şiir örnekleridir. Tanzimat döneminde Tevfik Fikret’in çocuklara seslendiği Şermin adlı eseri, Mehmet Akif’in Asım adlı eseri didaktik şiirler arasındadır.
Soru: Pastoral şiir türünü açıklayınız.
Cevap: Doğayı, doğa güzelliklerini ve bunları sevdirmeyi amaçlayan, çobanların yaşamını, aşklarını, üzüntülerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir. Yalın bir dille yazılan bu şiirler, doğrudan ozanın ağzından anlatılıyorsa (monolog) idil, çobanların karşılıklı konuşması biçimindeyse (diyalog) eglog adını alır. İdiller, monolog tarzında olduğu için egloğa göre daha kısa olur. Pastoral şiirler, Yunan edebiyatında Theokritos, Latin edebiyatında Vergilus tarafından yazılmıştır. Pastoral şiir geleneği sonraki çağlarda da sürmüştür. Özellikle Romantik dönemde, doğa Batı şiirini besleyen önemli bir kaynak olmuştur.
Soru: Pastoral şiirin Türk edebiyatındaki yerini ve örneklerini açıklayınız.
Cevap: Türk edebiyatında pastoral şiir çok ilgi gören bir tür olmamakla birlikte özellikle halk şiirlerinde doğa ve kır güzelliklerini anlatan şiirler bulunmaktadır. Divan edebiyatında gazellerde doğa betimlemeleri; kasidelerde doğa, mevsim betimlemelerinin yapıldığı teşbîb bölümleri vardır. Halk edebiyatında Karacaoğlan’ın “Çukurova bayramlığın giyerken” dizeleriyle başlayan şiiri bu tür içinde değerlendirilebilir.
Tanzimat döneminde pastoral şiire yeni bir soluk getiren şairler arasında Abdülhak
Hamit, Servet-i Fünun’da Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin vardır. Çağdaş Türk
şiirinde Kemalettin Kamu, Behçet Necatigil, Cahit Külebi bu türde şiirler yazmıştır.
Soru: Dramatik şiir nedir, temsilcileri kimlerdir?
Cevap: Bir olayı, durumu tiyatro gibi canlandıran şiirlere dramatik şiir denir. Eski Yunan’daki tragedyalar ile başlayan dramatik şiir, günümüzde manzum tiyatrolarla varlığını sürdürmektedir. Batıda Klasik dönemde de tragedyalar sürmüş, Romantik dönemde şiirle tiyatro ayrışmaya başlamıştır. Batıda Cornille, Shakespeare; Türk edebiyatında güçlü bir geleneği olmamakla birlikte Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Faruk Nafiz (han duvarları ) dramatik şiirin örneklerini verirler.
Soru: Satirik şiir nedir, temsilcileri kimlerdir?
Cevap: Bir kimseyi, bir düşünceyi, bir durumu açık ya da kapalı biçimde, iğneli bir dille, eleştirme yönü ağır basan şiirlere satirik şiir denir. Yergide de bir uyarı olduğu için didaktik (öğretici) bir yanı da bulunur. Tarihin her döneminde satirik şiire rastlanır. Eski Yunan’da Diogenes, 18. yüzyılda Batı’da Voltaire; Türk edebiyatında Divan edebiyatında Nef ’î, halk edebiyatında Seyrani, Pir Sultan Abdal, Tanzimat döneminde Ziya Paşa, Şair Eşref, yeni Türk edebiyatında Neyzen Tevfik, Orhan Veli Abdurrahim Karakoç satirik şiir örnekleri veren şairler arasında sayılabilir.
Soru: Batı edebiyatında doğup gelişen sanatsal anlatı türlerinden biri olan öykünün Avrupa ülkelerindeki temsilcilerine örnek veriniz.
Cevap: Öykü, Avrupa’da 14. yüzyılın ilk yarısında İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron adlı kitabı ile ortaya çıkmıştır. Kitapta kullanılan genel hikâye tekniğinin Doğu kaynaklı olduğu belirtilir. Bu kitap hem İtalya’da hem de diğer Avrupa ülkelerinde çok etkili olmuştur. 19. yüzyıla gelindiğinde öykü, pek çok büyük romancının ilgi gösterdiği bir tür olmuştur. Victor Hugo’dan Stendhal’e, Balzac’tan Flaubert’e, A. de Musset’ten E.Zola’ya, Tolstoy’dan Dostoyevski’ye ve Çehov’a pek çok ünlü yazar, öykü türünde eser vermiştir.
Soru: 20. yüzyıl Türk öykücülüğüne damgasını vuran yazar ve ardılları kimlerdir?
Cevap: 20. yüzyıla Türk öykücülüğüne damgasını vuran Ömer Seyfettin ile girilir. Ardından tamamen yerli ve özgün öyküler yazan Refik Halit Karay, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gelir. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri Türk öykücülüğü gelişip serpilerek ilerlemektedir. Türk öykücülüğünde günümüze kadar farklı tarzlarda öyküler yazan yazarlardan bazıları şöyledir: Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumalı, Haldun Taner, Tağrık Buğra, Rıfat Ilgaz, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K., Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal, Nezihe Meriç, Fürüzan, Osman Şahin, Selim İleri, Mustafa Kutlu, Nazlı Eray, Ümit Kaftancıoğlu, Tezer Özlü, Hasan Ali Toptaş, Sevinç Çokum, Ayla Kutlu.
Soru: 1980-90 yılları arasında, dönemin en çok dikkati çeken 2006 Nobel ödüllü yazar kimdir, eserleri nelerdir?
Cevap: 1980’lerden sonraki toplumsal ve siyasal hayattaki değişimlerin yanı sıra dünya edebiyatındaki post modern eğilimler Türk romanını da etkilemiştir. 1980-90 yılları arasında, dönemin en çok dikkati çeken adlarından biri 2006 Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’tur. Orhan Pamuk klasik biçimde kaleme aldığı Cevdet Bey ve Oğulları adlı eserinde bir aileden hareket ederek, 1900’lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye’nin toplumsal yaşamından kesitler verir. Modernizmin izlerini taşıyan Sessiz Ev adlı romanında değişik karakterde üç kardeşin babaannelerinin evinde geçirdikleri bir haftada yaşanan olaylar anlatılırken, kişilerden hareket edilerek Tanzimat dönemine değin geri dönülmüştür. Kara Kitap, Yeni Hayat ve Masumiyet Müzesi adlı romanları ise post modern akıma örnek olabilecek tarzdadır.
Ünite 6
Bilimsel Araştırma Süreci
Soru: Bilim insanının amacı nedir ?
Cevap: Bilim insanının amacı, bilgileri toplamak ve bu bilgileri biriktirip sunmak değildir. Sorunların neler olduğunu ve nasıl çözüme kavuşturulabileceklerini ortaya çıkarmaktır. Yani, araştırma, bir soruna çözüm bulmak için gerekli verilerin planlı ve sistemli bir biçimde toplanması, sınıflandırılması, çözümlenmesi, açıklanması ve yorumlanması sürecidir.
Soru: Araştırma konusu seçilirken nelere dikkat edilmelidir ?
Cevap: Araştırma konusu seçilirken konunun yeni ve orijinal olmasına, güncel bir sorun olmasına, daha önce yapılmış bir çalışmanın tekrarı olmamasına, araştırılabilirlik durumuna, sonucun bir anlamlılık taşımasına, sonuçların geçerli ve genellenebilirlik özelliğine, maliyetine, zamana, araştırmacının yetenek ve ilgi alanına, bilgi düzeyine ve karakterine, yararlanabileceği teknik olanaklara, araştırmanın sonuçta getirmesi olası riske, desteklenme ve yardım görme olasılıklarına dikkat edilmelidir.
Soru: Bilimsel araştırmada dil ve anlatım nasıl olmalıdır ?
Cevap: Bilimsel araştırmalarda düşüncelerin hangi kelimelerle ifade edileceği önemli bir konudur. Akademik üslup, bilimsel araştırmalarda tercih edilmesi gereken bir üsluptur. Yazar, bu üslup çerçevesinde, kişisel ifadelerden ve günlük konuşma dilinde tercih edilen polemik üslubundan kaçınmalıdır. Aynı zamanda genelleyici ve belirsiz ifadeler ve kanıtlanamayacak düşüncelerin de akademik üslupta yeri yoktur.
Soru: Doğrudan ve dolaylı aktarım arasındaki farkı açıklayınız ?
Cevap: Doğrudan aktarımda yazar, konusuyla ilgili herhangi bir cümleyi/ paragrafı/
fikri kaynakta yer aldığı şekliyle hiçbir müdahalede bulunmadan tırnak içinde
alıntılar.
Dolaylı aktarımda yazar, metinde yer vereceği kaynakta okuduğu bilgileri kendi anlatımı ile ifade eder.
Soru: Kaynakça listesinde yer alacak eserler konusunda iki görüş mevcuttur. Bu görüşleri açıklayınız ?
Cevap: Birinci görüşe göre, daha önce metin içerisinde herhangi bir şekilde adı geçen, kendisine atıf yapılan, alıntı yapılan, yararlandığı dipnotu, numaralama, yazar adı, tarih vb. gibi yöntemlerle belirtilmiş olan eserler kaynakçada yer almalıdır. Bunun dışındaki eser adlarına kaynakçada yer vermeye gerek yoktur. İkinci görüşe göre ise yukarıdaki eserlere ek olarak, konuyla ilgili tüm kaynakların listede yer almasında bir sakınca yoktur. Böylece arzu eden okuyucu ve araştırmacılara daha geniş bir kaynak listesi sunulmuş olmaktadır
Bilimsel Yazılar
Soru: Araştırmanın tanımı nedir ?
Cevap: Araştırma, bilginin bulunması, geliştirilmesi ve gerçeğe uygun olup olmadığının
kontrol edilmesi için harcanan çabadır.
Soru: Bilimsel bir yazı nasıl bir yazı türüdür ?
Cevap: Bilimsel bir yazı, içeriği nedeniyle deneme, fıkra, gazete yazısı gibi yazarın sadece kendisiyle baş başa kalarak ve kendi düşünce ve yorumlarıyla oluşturduğu türlerin aksine, yazarın konu ile ilgili başka kaynaklara göndermede bulunmasını, araştırma sürecini ve anlatım tarzı ile de özenle oluşturulmasını gerektiren bir yazı türüdür.
Soru: Bilimsel bir çalışmada giriş bölümü nasıl olmalıdır ?
Cevap: Giriş bölümü, çalışmanın amacının, konusunun,bilimsel çalışmalara ne kazandırılacağının, dolayısıyla özgünlüğünün ifade edildiği bölümdür. Çalışmanın çok genel cümlelerle özetlendiği bölüm olarak tanımlanabilir.
Bu bölümde genel olarak amaç, kaynak taraması, önem, araştırma soruları yer alır.
Soru: IMRAD’ın açılımı nedir ?
Cevap: Bilimsel yazıda yer alan temel bölümler olan Introduction (Giriş), Material
(Yöntem, Veri Toplama), Results (Bulgular ve Analizler), And (ve), Discussion
(Tartışma) ana bölümlerinin baş harflerinden oluşan bir yazım tarzı kısaltmasıdır.
Soru: Dünya’da kabul gören yazım stilleri arasında yer alan APA, AMA’YI açıklayınız ?
Cevap: Daha çok psikoloji, eğitim ve diğer sosyal bilimlerdeki
bilimsel yazıların hazırlanmasında tercih edilen bir yazım stili olan APA: Amerikan Psikoloji Birliği (American Psychological Association); tıp, sağlık bilimleri ve biyolojik bilimler, alanındaki bilimsel yazıların hazırlanmasında tercih edilen bir yazım stili olan AMA: Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association)gören yazım stilleridir.
Soru: Yazımda standartlaşma hakkında bilgi veriniz ?
Cevap: Yazımda standartlaşma, bilgiye kolay erişimi ve gelişmiş araştırmaların planlanarak uygulanmasını sağlayacaktır. Evrensel birikime katkı sağlamanın en önemli üretimi olan bilimsel yazı, ancak konu ile ilgili başka bilimsel çalışmaların ilgi alanına dâhil edilmesiyle amacına ulaşabilir. Hem içerdiği bilimsel araştırma bilgileri hem de kullanılan yazım stilleri açısından standartlara uyan bir bilimsel yazıda okuyucu, doğrudan ilgi alanına giren bölümlere başvurarak hızlı ve kolay bilgi akışını sağlayacaktır. Böylece bilgi üretiminde zaman kaybı önlenmiş olacaktır.
Yazışma Türleri
Soru: Resmi yazışmalar hakkında bilgi veriniz ?
Cevap: Resmî yazı, devlet kurumlarının kendi aralarında veya kişi ve özel kuruluşlarla iletişimlerini sağlamak amacıyla yazılan yazılardır. Bilimsel yazılarda olduğu
gibi bu tür yazılarda da, uzun anlatıma dayalı edebiyat türlerinden farklı olarak
konuyu doğrudan ifade etmek amaçlanır. Resmî yazışmalar kurumlar arasında
olabileceği gibi kurumdan kişiye, kişiden kuruma ya da kişiden kişiye de olabilir.
Soru: Dilekçelerin yazımında uyulması gereken noktalar nelerdir ?
Cevap: 1. Dilekçe kağıdının üst kenarından bir miktar boşluk bırakıldıktan sonra isteğin iletildiği makam adı yazılır ve alt satıra geçilerek makamın bulunduğu yer adı yazılır.
2. Metin bölümü birkaç maddeden oluşmuyorsa paragraf başı kadar boşluk
bırakılarak yazıya başlanır. Dilek, hiçbir yanlış anlamaya yer vermeyecek,
açık ve anlaşılır bir ifade ile bildirilir. Anlatılmak istenen her şey kısa ve öz
biçimde yazılmalıdır.
3. Dilekçenin metin bölümü “arz ederim” ifadesiyle sonlandırılmalıdır.
4. Metin bölümünün sonuna sağ alta tarih yazılır. Tarihin altına imza atılır.
İmzanın altına da ad ve soyad yazılır.
5. İmza bölümünden sonra kâğıdın sol alt tarafına adres ve iletişim bilgileri
yazılır.
6. Dilekçede ek belge varsa kağıdın sol alt tarafına adres ve iletişim bilgilerinin altına sıralanır.
Soru: Tutanağın tanımı hakkında bilgi veriniz ?
Cevap: Herhangi bir olayın gerçekleşmesi durumunda,olayı kayıt altına almak
amacıyla hazır bulunanların onayı ve imzası alınarak yazılan yazılara da tutanak denmektedir.Tutanaklarda elde edilen hazır
durum anlatılmalı, yoruma veya kişisel görüşlere yer verilmemelidir.
Soru: Bir karar yazılırken nelere dikkat edilmesi gerekir ?
Cevap: 1. Karar yazısının başına sırasıyla karar tarihi ve günü, karar numarası, oturum yeri ve saati yazılır.
2. Giriş bölümünde toplantının gündemi ya da konusu belirtilir.
3. Üyelerin konuya ilişkin görüşleri ve tartışma sonuçları maddeler halinde
yazılır.
4. Karar yazısı “oy birliğiyle karar verildi” veya “oy çokluğuyla karar verildi”
ifadesiyle sonlandırılır.
5. Karar yazısının en altına toplantı başkanı ve üyelerinin adları, soyadları yazılır ve bu kişiler kararı imzalarlar. Kararlar ya karar defterine elle okunaklı
ve düzenli bir biçimde yazılır, ya da bilgisayarla yazıldıktan sonra başkan ve
üyelerce imzalandıktan sonra karar defterine yapıştırılır.
Soru: Rapor nasıl bir yazı türüdür ?
Cevap: Rapor, çok geniş bir yelpazede hazırlanabilen bir yazı türüdür. Deney raporu,
tez raporu, çalışma raporu, hava raporu, ölüm raporu, yıllık faaliyet raporu, teknik rapor vb. konularda rapor hazırlanabilir. Raporu hazırlayacak kişinin konuyla ilgili uzmanlığının olması önem arz eder. Bu bakımdan rapor hazırlama görevi konunun uzmanı olan kişilere verilmelidir.
Soru: Özgeçmiş nasıl yazılmalıdır ?
Cevap: Öz geçmiş beyaz, düz bir kâğıda yazılır. Öz geçmişin el yazısı ile yazılması tercih edilmediğinden daktilo veya bilgisayar ile yazılmalıdır. Haberleşmek için açık adres yazılmalı, e-posta adresi olarak kişinin adı ve soyadı veya kısaltılmış biçimi kullanılmalı, sanal ve takma adlar kullanılmamalıdır.
Soru: Özel yazışmanın tanımını ve türlerini yazınız ?
Cevap: Özel yazışmalar, kişiler arasında yapılan ve genellikle özel konuları içeren yazışmalardır. Türleri; mektup, özel mektup, iş mektubu, resmi mektup, açık mektuptur.
Soru: Özel mektup hakkında kısaca bilgi veriniz ?
Cevap: Yakın akrabalar ve arkadaşlar arasında yazılan, özel konuları içeren mektuplardır. Bu tür mektuplarda yakınlarından haber almak, kendisi ve çevresiyle ilgili yeni haberleri de karşı tarafa iletmek amaçlanır. Özellikle duygu ve düşüncelerin anlatım aracı olarak kullanılan özel mektup,günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte gölgede kalmış bir yazı türüdür.
Soru: Açık mektup nasıl bir mektup türüdür ?
Cevap: Herhangi bir düşüncenin, görüşün açıklanması veya bir tezin savunulması ve halka duyurulması için yazılan ve gazete veya dergi aracılığıyla yayımlanan mektuplardır. Toplumu ilgilendiren ya da bireysel bir konuda kamuoyunun da desteğini almak maksadıyla etki artırmak amaçlı yazılan mektup türüdür.
Ünite 7
Soru: Okuma eyleminin hangi amaçlarla gerçekleşir?
Cevap: Bireyler bilgi, iletişim ve teknoloji yüzyılı denilen yüzyıla uyum sağlayabilme, bilgi edinme , öğrenme ,düşünce ufkunu ve genel kültürünü genişletme, boş zamanlarını değerlendirme, araştırma yapma gibi amaçlarla okurlar.
Dinleme
Soru: Dinlemenin temel özellikleri nasıl sıralanabilir?
Cevap: • Dinlemede konuşan ve dinleyen tarafların varlığı söz konusudur.
• Konuşanın iletmek istediği bir mesaj vardır. Bu mesajı düzgün, pürüzsüz,
yanlış anlaşılmalara meydan vermeyecek şekilde, bir iletişim engeline takılmadan iletmek durumundadır.
• Dinleyici, doğru, pürüzsüz şekilde iletilen mesajı alır, zihinsel süreçten geçirdikten sonra anlamlandırır ve buna uygun bir tepki verir.
• Alınan mesajın zihinsel süreçte anlamlandırılması yoğun bir çabayı gerektirir. Mesajın ön bilgilerle ve bağlantılı diğer konularla ilişkilendirilmeden
doğru anlamlandırılması ve uygun tepkide bulunulması çok zordur.
• Mesajın doğru algılanması yoğun bir dikkati gerektirir. Dikkat, dinleme eyleminin temelidir.
• Dinleyicinin kelime dağarcığının zenginliği ve bilgi birikimi dinlemenin
gerçekleşmesinde, anlam kurmayı kolaylaştırmada önemli bir etkenlerdir.
• Dinleyicinin konuşmacıdan gelen mesajı aldıktan ve zihinsel süreçten geçirip
yapılandırdıktan sonra sözlü ya da jest-mimiklerle geri bildirimde bulunması
sürecin sağlıklı işleyip işlemediği hakkında önemli bilgiler içermektedir.
Soru: Pasif dinleme nasıl gerçekleşir?
Cevap: Pasif dinleme, dinleyicinin sözlü tepkide bulunmadan, sessizce dinleme etkinliğinde bulunmasıdır.
Giriş
Soru: Temel dil becerileri, kaç temel bileşen üzerine kurulmuştur?
Cevap: Temel dil becerileri, anlama ve anlatma olmak üzere iki temel bileşen üzerine kurulmuştur.
Soru: Okuma sürecinde zihinde hangi işlemler gerçekleşir?
Cevap: Ön bilgilerin kullanılması, zihinde yapılandırma, anlam kurma, analiz, sentez, ilişkilendirme, değerlendirme, örgütleme
gibi işlemler gerçekleşir.
Soru: Okuma nedir?
Cevap: Okurların yazılı metinden “anlam” çıkardıkları ya da yorumlarda bulundukları (Tompkins, 1997: 250), ön bilgilerini kullandıkları, yazar ve okur arasındaki etkili iletişime dayalı, uygun bir yöntem ve amaç doğrultusunda düzenli
bir ortamda gerçekleştirilen anlam kurma süreci (Akyol, 2003), insanların kendi
aralarında önceden kararlaştırdıkları özel sembollerin duyu organları yoluyla algılanıp beyin tarafından yorumlanarak değerlendirilmesi (Yalçın, 2002: 47), yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlama, seslere çevirme (TDK, 2009) bir yazıdaki sembolleri tanıma ve anlamlandırma etkinliği
(Yangın, 1999: 68), yazılı bir metnin iletmek istediğini alabilme, anlama (Özen,
2001: 91) demektir.
Soru: Okuma eyleminin ana amacı nedir?
Cevap: Okuma eyleminin ana amacı yazılı metinden anlam çıkarmaktır.
Soru: Okuma sürecinde dikkat edilmesi gereken okumanın beş temel ilke nedir?
Cevap: 1. Okuma anlam kurma sürecidir. Hiçbir yazılı kaynak kendini ifade edici
değildir. Okuyucu ön bilgilerini kullanarak onu çözmeye çalışır. Anlam
kurma sürecinde karşılaştırma, analiz ve sentez yaparak farklı düşüncelere
ulaşma söz konusu olduğundan okuyucu metindeki anlamı değiştirirken
kendisi de değişmektedir.
2. Okuma akıcı olmalıdır. Akıcı okuma; noktalama işaretleri, vurgu ve tonlamalara dikkat edilen, geriye dönüş ve kelime tekrarına yer verilmeyen,
heceleme ve gereksiz duruşlar yapılmayan, anlam ünitelerine dikkat edilerek, konuşurcasına yapılan okumaya denir. Okuyucuların kelime tanıma ve
ayırt etme işini doğru ve çabuk yapmaları zamandan tasarruf sağlamakta ve
metni daha kolay çözmelerine katkıda bulunmaktadır.
3. Okuma stratejik olmalıdır. Stratejik okuma; okuyucunun konuyla ilgili ön
bilgilerini harekete geçirmesi, okuma türüne en uygun amaç ve yöntemi
kullanarak okuma eylemini gerçekleştirmesi, zaman ve enerjiden tasarruf
sağlamasıdır.
4. Kişi okumaya güdülenmelidir. Okuma eyleminde güdülenmenin önemli
bir yeri vardır. Güdülenme bireysel farklılıklar gözetilerek çok çeşitli yollardan yapılabilir. Yüksek içsel güdülenmeye sahip, işe istekli ve kendi yetkinliğine inanan bireyler etkin ve başarılı okuyuculardır. Birey, okuma açısından içsel güdülenmeye sahipse, yetenekli olduğuna inanıyorsa o zaman
zor metinleri okuma ve anlamada ısrarcı olacaktır.
5. Okuma yaşam boyu devam etmelidir. Okuma yaşam boyu devam eden bir
etkinliktir. Günlük yaşamın bir bölümü düzenli olarak okuma etkinliğine
ayrılmalıdır. Bunun bir alışkanlık haline getirilmesiyle ancak etkin ve iyi
okur olmanın temelleri atılabilir.
Soru: Okuduğunu anlamayla ilgili temel ilkeler nelerdir?
Cevap: • Okuma bir anlam kurma sürecidir. Anlamanın gerçekleşmediği okuma, sadece mekanik bir eylemdir, kelimeleri seslendirmeden öteye gitmez.
• Okuduğunu anlama süreci beynin aktif olmasını gerektiren çok boyutlu bir
süreçtir. Dolayısıyla yoğun bir zihinsel çabayı zorunlu kılar.
• Okuduğunu anlamanın gerçekleşmesi ciddi bir dikkat gerektirir. Dikkat,
okuduğunu anlamanın temel ölçütlerinden biridir.
• Okuduğunu anlama, ön bilgilerle ilişkiler kurmayı, dikkatli bir düşünmeyi,
yorumlama becerisini, analiz ve sentezi gerektirir.
• Okuduğunu anlama, okunanların ön bilgilerle ve bağlantılı diğer konularla
ilişkilendirilip zihinde yeniden yapılandırılmasıdır.
• Okuduğunu anlama, zengin bir kelime dağarcığını gerektirir. Kelime dağarcığının kısıtlı olması okuduğunu anlamayı güçleştirecek, buna bağlı olarak ya anlama gerçekleşmeyecek ya da anlama hızı yavaşlayacaktır.
• Okuduğunu anlama geniş bir bilgi birikimini ve var olan bilgiler arasında
sağlam ilişkiler kurma becerisini gerektirir.
• Okuduğunu anlama, metnin ana düşüncesini, konusunu, metinde sunulan
düşünceler ağını bulma, kavrama, metinde iletilmek istenen mesaj ya da
mesajları doğru algılamadır.
Soru: Okuma sürecinde metnin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak, okuduğunu anlamayı destekleyecek, anlama hızını arttıracak bazı çalışmalar yapılabilir. Bu çalışmalar nelerdir?
Cevap: • Metnin ana ve ara başlıkları arasında ilişki kurmak
• Metnin paragrafları arasında ilişki kurmak, ilişkiyi kavramak
• Okuma sırasında önemli görülen yerleri not almak
• Metnin konusunu belirlemek
• Metindeki ana ve yardımcı düşünceyi belirlemek
• Metin yazarının bakış açısını, anlatım tarzını belirlemek
• Metinde yer alan örnekleri dikkatle okumak ve konuyla ilişkilendirmek
• Metnin konusunu önceden bilinenlerle ilişkilendirmek
• Metinde ele alınan konuyu zihinde yeniden yapılandırmak, analiz ve senteze gitmek, yorumlamak
• Metinde geçen anlamı bilinmeyen kelime ve terimlere bağlama uygun anlamlar yüklemek
• Metinden hareketle ‘’ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim” sorularına
cevap bulmak
Soru: Okuduğunu anlayabilmenin başlıca şartları nelerdir?
Cevap: 1.Yoğun dikkat
2.Yeniden yapılandırma
3.Zihinde canlandırma
4.Çıkarımlarda bulunma
5.Anlamı kavrama:
Soru: Sever okuma kültürünü nasıl tanımlamıştır?
Cevap: “yazılı kültür ürünlerinin dünyasıyla tanışmış; tanıştığı bu
dünyanın kendine sunduğu iletileri paylaşma, sınama, sorgulama yeterliğine ulaşmış; bunların sunduğu olanaklarla yaşamayı alışkanlık haline getirmiş bireylerin
edinmiş olduğu kültürdür.”
Soru: Okuma toplumlar için nasıl bir öneme sahiptir?
Cevap: Okuma, toplumların az gelişmişlik
sorununu aşmalarında eğitim, ekonomi ve kültür alanlarında göstermeleri gereken çabaların bileşeni ve hızlandırıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Soru: Yaşam boyu devam etmesi gereken bir süreç olarak adlandırılan okuma alışkanlığını edinmede değişik etkenlerin rol oynadığı bir gerçektir. Bu etkenler nelerdir?
Cevap: Bireysel etkenler: Okuma alışkanlığını edinmede dış etkenlerden çok kişinin
içinden gelen istek ve yönelim etkilidir. Bireysel farklılıklar beraberinde okumaya
karşı farklı tutumları, yaklaşımları da getirmektedir.
Çevre: Fiziksel ve sosyal çevrenin birey üzerinde şekillendirici etkisi vardır.
Birey, doğumundan itibaren çevrenin olumlu ya da olumsuz etkileriyle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle sosyal çevrenin bireyin okuma alışkanlığı üzerindeki etkisi çok açıktır. Okumaya karşı olumlu yaklaşım içinde olan ya da okumaya karşı isteksiz bir çevrede yetişen bireylerin okumaya karşı tutumlarının aynı olması beklenemez.
Aile: Kişiliğin oluşumunda ilk adımların atıldığı, kişiliğin şekillendiği aile
ortamının okuma alışkanlığının yerleşmesinde önemli bir payı vardır. Anne babanın bu anlamda bilinçli olması ve okuma konusunda olumlu model davranış
geliştirmesi gerekmektedir.
Okul: Okuma alışkanlığının kazandırılmasında okulun özel bir önemi vardır.
Bu nedenle okul sisteminin öğretmen, öğrenci, öğretim programları, ders kitapları, ders materyalleri gibi bileşenlerinin okuma ilgisini pekiştirici, okumaya yönelik güdüyü destekleyici yönde olması gerekmektedir.
Soru: Sesli okuma nedir?
Cevap: Sesli okuma, gözle algılanarak zihinde anlamlandırılan sözcüklerin konuşma organlarıyla seslendirilmesidir. Sesli okumada amaç, okunan metinde geçen kelimelerin nasıl seslendirildiği ve hangi bağlamda kullanıldığının anlaşılmasını sağlamaktır. Sesli okuma sadece anlamayı değil, anlatmayı da kapsamaktadır.
Soru: Sessiz okuma nedir?
Cevap: Sessiz okuma, gözle algılanan sözcüklerin zihinde anlamlandırılmasıdır. Sesli
okumadan daha sonra kazanılan bir beceri olmasına rağmen en çok kullanılan
okuma türüdür.
Soru: Soru sorarak okumanın bireye katkıları nelerdir?
Cevap: Metnin sesli ya da sessiz okunması sırasında/sonrasında metne yönelik sorular
oluşturulması yoluyla yapılan okumadır. Zihni etkin kılması bakımından yararlıdır. Bir metnin okunması sırasında yetkin bir okur okuduğunu anlayıp anlamadığını kontrol etmeye, okuduklarında önemli ögelerle ayrıntıları ayırt etmeye,
bilmediği sözcükleri ya da anlamadığı yerleri anlamak için tekrar okuyarak bağlamdaki ipuçlarından yararlanmaya ve ne kadar anladığını belirlemek için soru sormaya gereksinim duyar.
Soru: Okuma sırasında kullanılan stratejilerin amaçları nelerdir?
Cevap: Okuma sırasında kullanılan stratejilerin amaçları; yönlendirme ve sorular yoluyla metinle etkileşimi sağlamak, metnin yapı ve mantıksal sırasını kavramak, metnin
bağlamını açıklamak, anlamak, çıkarım ve yargıda bulunmayı kolaylaştırmak, anlamı bilinmeyen kelimelerin anlamlarının bağlamdan çıkarılabilmesi için ipuçları bulmak,paragraf ve metnin ana düşüncesini çıkarmada kolaylık sağlamak, metin içinde özel bir bilgiyi aramak, metni okumaya başlamadan önce verilen soruların cevaplarını bulmak, metinle ilgili olarak verilen şekilleri ya da haritaları tamamlamak, metinde verilen mesajla ilgili not almak şeklinde özetlenebilir.
Soru: Eleştirel düşünmenin temel özellikleri nelerdir?
Cevap: Eleştirel düşünme ön yargılardan uzak olmayı gerektirir. Eleştirel düşünme bir süreçtir.Zihinsel düşünme süreçlerinin aktif kullanımı söz konusudur. Çok yönlü bakış açısını ve düşünmeyi zorunlu kılar. Bilimsel bir yaklaşımı, nesnel bakış açısını gerektirir. Eleştirel düşünmede neden-sonuç ilişkisinin önemli bir yeri vardır. Eleştirel düşünmenin temelinde yoğun bir dikkat vardır. Olgu, olay ve durumları dikkatle ele alıp değerlendirmeyi, yorumlamayı, analiz ve sentez
yapma becerisini gerektirir.
Soru: Eleştirel düşünme sürecinin içerdiği beceriler nelerdir?
Cevap: Tanımlama,Hipotez (Denence) kurma,Bilgi toplama,Yorumlama ve genelleme,Akıl yürütme,Değerlendirme,Uygulama.
Ünite 8
Giriş
Soru: Sözlü anlatım nedir?
Cevap: İnsanın karşısındakine dileklerini, duygularını sözlü olarak anlatması eylemine
sözlü anlatım denir.
Soru: “Konuşma” nasıl tanımlanır?
Cevap: Konuşma, insanın duygularını, düşüncelerini sese dayalı bir dizge halinde sunması, başka bir deyişle anlamlı parçalara dönüştürülmüş seslerden yararlanarak düşüncelerini ifade etmesidir.
Soru: “Konuşma sesleri”ni nasıl tanımlarız?
Cevap: Konuşma sesleri, akciğerlerden başlayıp ağız ve burunda sona eren solunum yollarında sıralanmış organlara çarpıp veya sürtünüp seda haline geldikten sonra en son olarak bir kalıptan, engelden geçip ağızdan çıkan titreşimlerdir.
Soru: Boğumlanma nedir?
Cevap: Ciğerlerden gönderilen havanın ağız ve burun yolundaki ses aygıtlarının yardımıyla ağızdan çıkarken konuşma sesi biçimlerini almasıdır.
Soru: Tonlama nedir?
Cevap: Titreşen, ses veren varlığın titreşim sayısının az ya da çok oluşuna tonlama denir.
Soru: “Vurgu” nedir?
Cevap: Sözcüklerde ve sözcük öbeklerinde bazı hecelerin, cümlenin bütününde de bazı
sözcüklerin diğerlerine göre daha yüksek tonda seslendirilmesidir.
Soru: “Duraklama” nedir?
Cevap: Özellikle vurgulanan bir yargının, mesajın, yüksek tonlu ifadenin veya bir sorunun ardından gelen kısa süreli sessizliktir.
Soru: Doğru, güzel, iyi bir sesin sahip olması gereken temel fiziksel özellikler nelerdir?
Cevap: • İşitilebilirlik: Konuşmanın sıklığı, tonu, yeğinliği ve tınısı dinleyicinin rahatça işitebileceği nitelikte olmalıdır. Konuşmacıyı sağlıklı bir şekilde işitemeyen dinleyici, dikkatini konuşmanın içeriğine yoğunlaştıramayabilir,
sinirlenebilir; dolayısıyla iletişim sorunları yaşanabilir.
• Esneklik: Esneklik, ses hacminin değişikliğe bağlı olan ses tonunu ya da
perde değişikliğini ifade eder. Konuşmayı aynı tonda, tekdüze olmaktan
çıkaran unsurlardan biri, ses hacminin ve perdelerinin karışık olarak kullanılmasıdır (Vural, 2003: 99). Konuşma sırasında kişi, ses aralığını bilmeli
ve sesinin pesliğini, tizliğini, tonunu bu ses aralığına göre ayarlamalıdır.
• Akıcılık: Konuşma sırasında sesin boğumlanarak sözcüklere dönüştürülmesi ve boğumlanma hızı, iletilmek istenen mesajın hedefe en doğru şekilde ulaşması için iyi ayarlanmalıdır. Konuşmada akıcılığın sağlanması,ayrıca sözcüklerin art arda sesletim hızı ve uyumlu bir şekilde bir araya
getirilmesine özen gösterilmesi ile mümkündür.
• Hoşagiderlik: Kişi doğru, güzel ve etkili iletişim kurabilmek için ses aralığını, perde genişliğini, tonlamayla sesine katabileceği tınıları, ifadesine katabileceği ezgiyi, sözcükleri söyleyiş hızını öncelikle tanımalı ardından da
doğru şekillerde bunlardan yararlanmalıdır.
Soru: Doğru, güzel ve etkili konuşma özelliklerinden “açıklık” nasıl tanımlanır?
Cevap: Açıklık, konuşmanın hem fizyolojik hem de psikolojik yönüyle ilgilidir. Sesleri
doğru çıkarmak, yine o sesleri sözcüklere dönüştürürken doğru boğumlamak,
sözcükleri cümlelere dönüştürürken iletilmek istenen mesaja göre doğru vurguları yapmak açık konuşmanın fizyolojik yönünü ilgilendirir ve başarılı bir konuşma için gereklidir.
Soru: Konuşmada “doğallık” nasıl mümkün olur?
Cevap: İçten olmayı gerektiren doğallık, konuşmacının yapmacık
sözcük tercihleri ve vurgulara başvurmadan iletmek istediği mesajı karşısındakilere ulaştırması ile mümkün olabilir.
Soru: Konuşmada “inandırıcılık” nasıl mümkün olur?
Cevap: Konuşmacının ortaya koyacağı fikirlerin dinleyici tarafından inandırıcı bulunabilmesi için bu fikirlere önce konuşmacının inanmış görünmesi gerekir. Kararlı ifade ve tavırları, ortaya koyacağı deliller, seçeceği örnekler hep konuşmacının dinleyici tarafından inandırıcı bulunmasına hizmet eder.
Soru: Başarılı bir konuşma için “ön çalışma”nın önemi nedir?
Cevap: Başarılı bir konuşmacı dinleyici karşısında konuşmadan önce belirli hazırlık süreçlerini geçirmelidir. Bu süreç günlük, hazırlıksız konuşmalarda düşüncelerini
zihninde tasarlayarak, sentezleyerek kısacası mesajını, konuşma içeriğini akıl ve
gönül süzgecinden geçirerek ortaya koymak suretiyle yapılmalıdır.
Soru: Kişinin konuya ve amaca göre seçeceği üslup çeşitlerini Cosson nasıl sıralar?
Cevap: • Üslubu belirlemede etkili olan fikirlerin, hazırlığın hatta planın ve daha pek
çok şeyin konuşmanın akışına feda edildiği çenebaz üslup.
• Konuşmacının sıklıkla duraklaması, boğazının gıcıklanması, her cümlesinin adeta koşudaki bir engel gibi önünde durması şeklinde kendisini gösteren çekingen üslup.
• Başkaları üzerinde bıraktığı etki tartışılamayacak, bu şekilde konuşanları
içerisinde bulundukları grupların başına getiren, kişinin kendisine duyduğu güvenin ve kendisine dair övgülerin dinleyicinin hürmetini kazanmaya
engel oluşturmaması gereken övünme üslubu.
• Sesin niteliği ve niceliği bakımından kuvvetsiz konuşmanın sonucu ortaya
çıkan, bazen konuşmacının mizacının etkisiyle kendisini gösteren monoton
üslup.
• Cümlelerin genellikle uzun ve bazı belirli maddelere ayrılarak ortaya konulduğu, içeriğinde hiç eğlendirici unsur bulunmayan, ağır ve âlimane konuşmaya dayalı ağır üslup.
• Daha çok avukatların, siyasîlerin, amele rehberlerinin kullandığı, makul,
mantıkî, kuvvetli, mücadeleye hazır ve itham edici konuşmaya dayalı delil
üslubu.
• Bir yerden bir yere atlayan, çok defa mantıksız ve sıkıcı olan, genellikle sinirli, çekingen insanların doğal konuşmalarına dayalı çözük, ayrık üslup.
• Vaizlerin şarkı söylüyor gibi uzata uzata bir makam tutturarak kullandıkları, buna uygun ortamlar dışında yadırganabilecek vaiz üslubu.
• Ağırlıkla duygulara yer veren hissî üslup.
• Kitle toplantılarında halkı galeyana getirmek isteyenlerin, halk katiplerinin,
inkılapçıların tercih ettiği, bazen çekingen ve azametli bazen birden bire patlayan, bağırtan ama genelde ardında coşkunluk saklayan keskin üslup.
• Ağır başlı, azametli, keskin, hiddetli, ne çok ciddi ne çok gergin olmayan,
meclislerde kendiliğinden oluşan, konuşmada eğlenceli, nazik ve orijinal
özellikler taşımaya dayalı ziyafet üslubu.
Soru: “Beden dili” nasıl tanımlanır?
Cevap: Beden dili; iletişim sürecinde dinleyicinin algısını etkileyen el, kol, baş, yüzdeki
her bir uzuv ve diğer vücut azalarının hareketleridir.
Soru: Her tür sözlü iletişim ortamında bireyin uyması gereken ortak kurallar nelerdir?
Cevap: • Sözlü iletişimin her aşamasında; sorulan sorularda veya sorulara verilen
cevaplarda, üzüntünün veya mutluluğun paylaşıldığı vb. durumlarda içten
olunmalıdır.
• Konuşma sırasında diğer bireyleri küçümseyen, küçük düşüren söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
• Diğer bireylerin övgüye ve kutlamaya değer meziyetleri, başarıları, abartılı
olmayan, iyi niyete gölge düşürmeyecek düzeyde ifadeler ile ortaya konulmalıdır.
• Konuşma sırasında diğer bireylerin yaşı, cinsiyeti, statüsü gözetilmeli, seçilen ifadelere, üsluba ve iletişimde çok önemli yeri olan beden dilinin kullanımına özen gösterilmelidir.
• Konuşma sırasında diğer bireyleri daima ikna etmeye çalışan, belirli bir düşünceye katılmaya zorlayan, diğer bireyler üzerinde statüye, yaşa, cinsiyete,
eğitim düzeyine göre baskı kurmaya çalışan söz ve davranışlardan uzak durulmalıdır.
• Diğer bireylerin hatalarını gözeten ve her fırsatta dile getiren, buna bağlı
olarak da diğer bireyleri daima uyarma eğilimde olan söz ve davranışlardan
kaçınılmalıdır.
• Sözlü iletişime dahil olan diğer bireylerin konuşma hakkına saygı ve gereğinden fazla konuşmamaya özen gösterilmeli, diğer bireylerin konuşmaları
saygıyla ve dikkatle dinlenmeli, ayrıca konuşmanın merkezine kendisini
koyan, yerli yersiz şekilde kendisiyle ilgili meseleleri konu yapan bir konuşmacı izleniminden kaçınılmalıdır.
Soru: İş görüşmesi öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler, yapıldığı takdirde iş görüşmesinin başarılı olmasını sağlayabilecek bazı temel noktalar nelerdir?
Cevap: • Görüşme her durumda bir programa, randevuya bağlı olarak gerçekleştirilmeli ve görüşmenin yeri, saati, süresi teyit edilmeli, sonrasında da görüşmenin saatine uyulmalı, mümkün ise çok kısa bir süre önce belirlenen yerde
hazır bulunulmalı, randevu saatini geçirmemeye özellikle dikkat edilmelidir.
• Görüşme için ayrılan süre her iki taraf için de en etkin şekilde değerlendirilmeli, eğer belirlenen sürenin dışına çıkılacaksa bunu, uygunluğu ölçüsünde, önce randevu veren kişi belirlemelidir.
• Görüşme öncesinde taraflar hem birbirleri ile hem de görüşme konusu ile
ilgili gerekli bilgileri toplamış, hazırlıklarını yapmış olmalıdır.
• Görüşmede her iki taraf da not alabilmek için gerekli araç ve gereci hazır
bulundurmalı ve önemli görülen hususları not almalıdır.
• Görüşmeye katılanlar giyim kuşam, temizlik ve bakım konularında hassas
olmalıdır.
• Taraflar yaptığı iş konusunda güven, işe hâkimiyet, ciddiyet gibi konularda
birbirlerini tatmin etmeye yardımcı olacak şekilde gerekli bilgi, belgeyi hazır bulundurmalı, buna uygun tutum ve davranış içinde olmalıdır.
• Görüşmede açık, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır.
• Görüşmenin sonunda, öncelikle vakit ayırdığı için eğer istekte bulunulan
konularda beklentiye uygun sonuçlar ortaya çıktıysa ayrıca bu durum için
randevu veren kişiye teşekkür ederek oradan ayrılmaya özen gösterilmelidir.
Soru: Konferans nasıl bir konuşma türüdür?
Cevap: Uzmanlık gerektiren bir konuda, bu içeriği anlayabilecek ve sorular yöneltebilecek dinleyici kitlesi karşısında yapılan konuşmalardır.
Soru: Münazara nasıl bir konuşma türüdür?
Cevap: Önceden belirlenen bir konuda karşıt iki görüşün izleyiciler önünde tartışıldığı
konuşma türüdür. Kura sonucu seçtikleri görüşü araştırıp sunum yapan iki grubun her birinde 3-5 konuşmacı yer alır.
Soru: Kurultay nasıl bir konuşma türüdür?
Cevap: Kurum ve kuruluşların amaçları ve beklentileri çerçevesinde belirledikleri temel
konuları ele almak üzere seçilen uzman kişilerin ve katılımcıların, görüşlerini bu
toplantılarda paylaştıkları konuşma türlerindendir.
Soru: Sözlü sunum öncesinde yapılması gerekenler nelerdir?
Cevap: Sunum öncesinde dinleyici kitlenin yaş, cinsiyet, eğitim, sosyal rol ve statü ile
ilgili özellikleri hakkında bilgi alınmalı; konuşmanın içeriği, üslubu, yeri ve süresi
bunlara göre belirlenmelidir.